- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Şam Yönetimi Neden Müzik ve Eğlence Konserlerinin Sancaktarlığını Yapıyor?!
Haber:
Suriye'de, hükümetin müzikli eğlence konserleri düzenlemesi konusundaki tartışmalar büyüyor.
Yorum:
Suriye halkının birçok kesimi ve geniş çevreleri, Kültür Bakanlığı tarafından temsil edilen Suriye otoritesinin müzik ve şarkı konserleri, ihtilat (kadı-erkek karışık) ve dans gösterileri düzenlemesine karşı itirazlarını artırırken, bu otorite, Kültür Bakanı şahsında, bu ayın 17’sinde yapılması planlanan bir kutlamayı gerçekleştirme konusunda ısrar ediyor! Daha önce de buna benzer kutlamalar düzenlenmişti.
Kültür Bakanı’nın, çoğunluğun karşı çıkmasına rağmen bu töreni gerçekleştirme konusundaki ısrarı oldukça tuhaf görünmektedir; zira üzerine dayandığı mantık, -yani iddia ettiği gibi toplumun isteklerini temsil etmesi- bile reddedilip alay konusu olmuştur; çünkü bu kararın yol açtığı genel hoşnutsuzluk ve protesto, çok sayıda tanınmış yüz ve aktörler tarafından dile getirilmiştir; hatta otoritenin içinden, dahası bizzat Kültür Bakanlığı’nın içinden bile, bu kararın, ülkedeki, özellikle de toplumda İslami bir yaşam sürmeyi arzulayan dindar Müslüman çoğunluğun yaşadığı Şam’daki genel ruh haline tamamen ters düştüğünü kanıtlamıştır.
Peki Kültür Bakanı'nın bu tutumunun ve onun arkasındaki siyasi otoritenin ardındaki sır nedir?
Basitçe söylemek gerekirse, Suriye’deki iktidar ekibi devletin laik imajını öne çıkarmaya karar vermiş durumda olup, Suriye’de, ülke halkının doğasını dikkate almayan, onların işlerini gözetmeyen, hatta isteklerini ya da iddia ettiği gibi bazı kesimlerinin isteklerini bile dile getirmeyen eylemler gerçekleştirmeyi kasten sürdürmektedir; ancak bu faaliyetlerle dışarıya, sözde uluslararası topluma mesajlar göndermekte ve tiran Beşar’ın devrilmesinden önce devrimin liderliğini elinde tutarken arkasına sığındığı köktendincilik ve İslamcı yönelim suçlamalarından kendini aklamaya çalışmaktadır.
Buna göre Suriye yöneticileri, uluslararası ve bölgesel sistemlerden iyi hal belgesi almayı istemektedirler; bu nedenle şeriata aykırı harekete karşı tutumlarında, benimsedikleri Batı siyasi düşüncesine göre tarafsızlık ve genel özgürlüklerin korunması tutumunun da ötesine geçmektedirler; dolayısıyla bu faaliyetlere göz yummak ve onları korumakla yetinmemekte, hatta bunların oluşturulmasını bizzat kendileri üstlenmektedirler! Şam yönetimi, bu kutlamaların yapılmasına karar vermekte, bunları bizzat kendisi düzenleyip organize etmektedir. Böylelikle Suriye Kültür Bakanlığı, yönetimin sadece izin vermek ve korumakla yetinmeyip, bizzat kendisinin organizatörlüğüyle bozgunculuk, yozlaşma ve sefahat etkinlikleri düzenleyen Suudi Arabistan’ın Eğlence Kurumu’nu taklit etmektedir.
Sonra Kültür Bakanı, herhangi bir ülkede Kültür Bakanlığı’nın görevinin, o ülke halkının farklı isteklerini, eğilimlerini ve tutkularını yansıtmak olduğunu söyleyerek yalan söylemekte ve insanları aldatmaktadır. Zira herhangi bir ülkedeki Kültür Bakanlığı’nın görevi, devletin kendisi için seçtiği kültürel ve medeniyet kimliğini öne çıkarmaktır. Ayrıca hakikatinde devlet, kendisine dayandığı toplumun kültürünü uygulayan ve işlerini gözeten bir varlıktır; aynı zamanda bu toplumun seçtiği, kök salmasını, yaygınlaşmasını ve diğer insanlara da taşınmasını istediği yaşam tarzını temsil etmektedir. Peki Suriye’nin yöneticileri devletleri için hangi kimliği seçmiştir?
Basitçe bir ülkedeki iktidar, dışarıdaki bir devletin iradesini uyguluyorsa, toplum ve onun medeniyet kimliğiyle hiçbir ilgisi olmayan bir yaşam tarzını yaymaya çalışan kültür, eğitim ve medya çevreleri de dahil olmak üzere bu iradenin arzularını yerine getirmek için bütün kurumlarını seferber eder; bu da devletin kararları üzerinde hâkimiyet kuran yabancının dayattığı bir yaşam tarzıdır. Bundan dolayı Suriye’nin mevcut politikası, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Hilafet Devleti’nin yıkıntıları üzerine ortaya çıkan siyasi, ekonomik, askeri ve güvenlik alanlarındaki bağımlılığın yanı sıra Batı medeniyetine yönelik kültürel, medeniyet ve anayasal bağımlılık politikasının devamından başka bir şey değildir.
Kısacası Suriye halkı bugün büyük bir tarihsel sorumlulukla karşı karşıyadır; dikkat edin bu, siyasi uygulamalarında İslam’dan yüz çeviren, Şam Devrimi’nin pusulasının yönünü saptıran ve onu sömürgeci kafire teslim eden iktidar ekibinin elini tutmaktır. Zira onlar, İslami hayatı yeniden başlatmak başta olmak üzere devrimin hedeflerini gerçekleştirmeye devam etme sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar; bu da İslam akidesine dayanan ve anayasa ile yasalarında sadece Allahu Teala'nın şeriatını esas alan devleti kurmakla mümkündür. Dolayısıyla tiran rejimin devrilmesinin, devrimin sonu ve amacı olarak kabul edilmesi caiz olmaz; ancak bunun, suçlu laik ajan rejimden, egemenliğin Allahu Teala'nın şeriatına ve otoritenin de sadece ümmete ait olduğu İslami bir sisteme geçiş yolunda atılan bir adım olması gerekir.
Allahu Teala'nın Rasulü Musa Aleyhisselam'ın lisanı üzerinden söylediği şu kavlinde Suriye halkı ve hepimiz için bir ibret vardır: عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ “(Musa), «Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar» dedi.” [Araf 129]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Kasas



