- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Demokrasi Yanılsaması: Veri Merkezleri ve Şirketlerin Otoritesi
Haber:
Veri merkezlerine yönelik olumsuz tepkiler, bir topluluktan diğerine Amerikan politikasını yeniden şekillendiriyor. (Ajanslar)
Yorum:
Yapay zeka ve veri merkezlerinin hızla yaygınlaşması; Amerikan demokrasisinde daha derin bir krizi, yani hükümetin, sıradan insanların pahasına zenginlerin ve nüfuz sahiplerinin çıkarlarına hizmet ettiği bir krizi ortaya çıkarmaktadır.Zira ülkenin dört bir yanındaki toplumlar, veri merkezi projelerine karşı çıkmakta, gizli anlaşmaları sorgulamakta ve temsil ettikleri varsayılan halkın çıkarlarına yanıt vermekten daha çok yatırımcı şirketlerin çıkarlarına yanıt veren seçilmiş yetkililerle karşı karşıya gelmektedir.
Bu çatışmanın önemi, sadece devasa sanayii tesislerinin inşa edilmesinde değil; aksine daha geniş kapsamlı bir soruda yatmaktadır: Demokraside gerçek otorite sahibi kimdir ve hükümet nihayetinde hangi çıkarları korumaktadır?Veri merkezleri konusundaki tartışma, halk ile otorite arasındaki uçurumu ortaya koymaktadır.Nitekim toplumlar, kapalı kapılar ardında müzakere edilen ve bazen hükümet yetkilileri tarafından imzalanmış gizli anlaşmaları içeren kalkınma projeleriyle giderek daha fazla karşı karşıya kalmaktadır.Dolayısıyla hayati kararlar, şeffaflık ve insanların katılımı olmadan ve hatta bazı durumlarda insanların bilgisi bile olmadan alınmaktadır.
İnsanların giderek artan güvensizliği; hükümetlerin ihaneti, yerine getirilmeyen vaatler, şirketlerin boyun eğmesi, ekonomik ile siyasi otoriteyi az sayıdaki nüfuzlu çıkar grubunun eline bırakan politikalar gibi uzun bir geçmişe dayanmaktadır.Birçok insan için veri merkezleri etrafında dönen tartışma, münferit bir anlaşmazlığı değil, aksine bir dizi dezenformasyon operasyonunun bir başka bölümünü temsil etmektedir.Ayrıca bu, siyasi kararların yalnızca zenginlerin faydasına olan yapısal bir bozukluğu da ortaya koymaktadır.
İnsanların ABD hükümetine duyduğu güvensizlik, 11 Eylül olaylarından ve Epstein dosyalarından başlayıp, COVID-19 salgınının yönetimine ve İran’a karşı savaşa kadar uzanan defalarca aldatılmaya maruz kaldıkları tarihsel deneyimlerin bir sonucu olarak şekillenmiştir.Bu da hükümetin ihanet ve ihmallerinden kaynaklanan bir mirası yansıtmaktadır. Veri merkezleri etrafında dönen tartışmalar, insanların şirketlerin nüfuzuna duydukları hayal kırıklığının bir ifadesi olarak kabul edilmektedir.
İnsanların endişeleri, bireysel tesislerin doğrudan etkilerinin ötesine geçerek teknolojik ilerlemenin gidişatını, ekonomik gücün dağılımı ve gerçekten söz sahibi olup olmadıkları hakkındaki soruları da kapsamaktadır. Bu nedenle veri merkezlerine yönelik artan muhalefetin, sadece teknolojik ilerlemeye yönelik bir direniş olarak değil, aynı zamanda kapitalizme ve demokratik hesap verebilirlik araçlarına yönelik bir güvensizlik olarak da anlaşılması gerekir.İnsanlar, güçlü şirketlerin çıkarları ve yatırımları güvence altına almanın peşinde koşan hükümet yetkilileri karşısında seslerinin gerçekten bir ağırlığı olup olmadığını sorgulamaktadır.
Müslümanlar olarak bizim için Allahu Teala, insanlığın işlerini gözetme sorumluluğunu dakik yönlendirmeler olmadan başıboş bırakmamıştır; zira ümmeti etkileyen kararlar iki kategoriye ayrılmaktadır: Allahu Teala’nın koymuş olduğu, tartışmaya veya reddedilmeye kabul etmeyen ve hem yönetenin hem de yönetilenin eşit şekilde boyun eğmek zorunda olduğu kararlar; bir de tartışılması caiz olan, sorgulamanın sadece insani etkiyle sınırlı olduğu ve sadece maddi kazanımlara dayalı olmayan kararlardır.
İç politikayı içeren yönetimle ilgili pratik meseleler Ümmet Meclisi aracılığıyla Halife'nin meşveretine sunulur ve onu bu konudaki görüşü bağlayıcıdır. İnsan nefsinin kutsallığı ve onuru iki temel unsur olup, şirketlerin çıkarlarından etkilenmezler.
İslam’da şeffaflık ve hesap verebilirliğin şer'î delillere dayanması ve siyasetin tek gayesini, yöneticinin otoritesi altındaki kişilerin gözetilmesi olarak belirleyen Allahu Teala'ya olan iman; evet tüm bunlar, güvenin her zaman karar alma sürecinin merkezinde olmasını sağlayacaktır. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أَلَا كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى أَهْلِ بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ وَعَبْدُ الرَّجُلِ رَاعٍ عَلَى مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُ أَلَا فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ “Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve hepiniz tebaanızdan sorumlusunuz. İnsanlar üzerindeki imam bir çobandır ve tebaasından sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve onların gözetiminden sorumludur. Kadın, eşi ve çocuklarının ailesinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Adamın kölesi, efendisinin malının çobanıdır ve ondan sorumludur. Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve hepiniz tebaanızdan sorumlusunuz.”
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem İbn Sabit - Amerika



