- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Amerika'nın Güçlerini Irak'tan Çekmesi, Irak'ın Özgürleştiği Anlamına Gelmez
Haber:
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, 28/9/2026 tarihinde ABD güçleri ile uluslararası koalisyon güçlerinin Irak topraklarından 30/9/2026 olarak belirlenen tarihten önce tamamen çekildiğini ve Irak güçlerinin artık ülkedeki güvenlik ve istikrarın sorumluluğunu üstlendiğini açıkladı.
Yorum:
Amerika, Irak ile 2024 yılında oradaki askeri varlığını sona erdirme konusunda anlaşmış ve askerlerinin çekilmesini 30/9/2026 tarihine kadar tamamlamak için bir takvim belirlemişti. Bugün de Irak Dışişleri Bakanı bu çekilmenin tamamlandığını duyurmuştur. Amerika'nın kalan askerlerinin sayısı yaklaşık 2500 askerdir. Bilindiği üzere Amerika, 2003 yılında Irak'ı işgal edip onun gücünü yerle bir ederek milyonlarca insanı öldürdüğünde, yaraladığında ve yerinden ettiğinde; ABD ordusunun suçlanmaması için onun talimatıyla kirli ve korkunç işleri yürüten Blackwater şirketinden yaklaşık 120 bin askerinin yanı sıra Amerika’nın da yaklaşık 150 bin askeri bulunuyordu. Bununla birlikte Ebu Gureyb Hapishanesi'nde Amerika askerleri tarafından işlenen korkunç vahşetler ve aşağılayıcı ve dehşet verici işkenceler ortaya çıkmıştır.
İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar, Amerika'nın silahların devletin elinde toplanmasını öngören ve Amerikan yanlısı Irak hükümetinin de uygulamaya çalıştığı plana uymak için, ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesini şart koşmuştu. Grupların silahlarını teslim etmesi için ABD'nin çekilmesinin tamamlanmasına denk gelen 30/9/2026 tarihi belirlenmişti; yani bu gruplar, Amerikan planını kabul etmek için ABD güçlerinin çekilmesini şart koşmuştu.
Zira Amerika, uydu bir devlet olarak nitelendirdiği İran’ın bölgesel rolünü sona erdirme ve bölgedeki diğer ülkeler gibi İran'ı da tabi bir devlet haline getirme politikasını benimsemiştir. Bu nedenle Amerika, İranlı yetkililerin de ifade ettiği üzere ABD'nin işgalinin istikrarını güvence altına almak ve nüfuzunu yaymak amacıyla İran tarafından ABD'nin bilgisi dahilinde ve ona hizmet etmek üzere kurulan İran'ın Irak'taki kollarını kesmek istemektedir. Amerika'nın bu ülkelerdeki projelerine hizmet etmesi için İran'a Lübnan, Suriye ve Yemen'de bölgesel bir nüfuz alanı oluşturmuş; buna karşılık İran da kendisi için bölgesel bir nüfuz alanı oluşturup içeride kendisini inşa etmişti.
Yani İran, diğer ülkelerin, halklarının helâkının ve kendi nüfuzuna boyun eğdirilmesi pahasına kendi iç ve bölgesel çıkarlarını güvence altına almak için ABD hesabına çalışmıştır. Ancak ABD'nin İran'la işi bittikten sonra, İran'ın kollarını kesmek ve onu herhangi bir vesileyle oradan çıkarmak amacıyla İran'ın bu ülkelerdeki varlığını tasfiye etmek için çalışmaya başlamıştır; nitekim 28/2/2026'dan bu yana İran'a karşı bir saldırı başlatarak ülkedeki en yüksek makamın sahibi olan Rehber başta olmak üzere üst düzey liderlerini öldürerek, ağır ekonomik yaptırımlar ve deniz ablukası uygulayarak İran'ın güçlerini içeriden vurmaya başlamıştır. ABD’nin İran’a yönelik cerrahi operasyonu bugüne kadar devam etmektedir. İran’ın izlediği bu politika, İslam’a aykırı olmasının yanı sıra siyasi bir intihardır; zira İran, kendi çıkarlarını gerçekleştirmek karşılığında ABD’nin yörüngesinde hareket etmişti.
ABD, güçlerini geri çekeceğini açıklasa da ancak o, her an Irak’a geri dönebilir. Çünkü Irak’ın 2008 yılında ABD ile imzaladığı güvenlik anlaşması feshedilmemiş olup hâlâ yürürlüktedir. Zira bu anlaşma; Amerika’nın Irak'ta kurduğu sözde Irak demokratik rejimine yönelik bir tehdit gördüğünde ya da Irak hükümetinin müdahale talebinde bulunması durumunda ABD'ye Irak'a askeri müdahalede bulunma hakkının yanı sıra kalıcı güvenlik ve istihbarat iş birliği ile kalıcı siyasi ve ekonomik bağımlılığı öngörmektedir. Nitekim Irak'ın petrol gelirleri ABD Merkez Bankasına aktarılmakta, ardından Irak hükümeti kendi ihtiyacını karşılamak üzere bu kendi parasından vermesi için ABD'ye yalvarmaktadır; tıpkı son zamanlarda Amerika’ya yalvarması üzerine kendisine 500 milyon Dolar vermesinde olduğu gibi!
Nitekim Amerika 2011 yılında güçlerini çekmiş, bunun üzerine Irak hükümeti üç yıl sonra, yani 2014 yılında, Amerika'dan IŞİD'le savaşmak için müdahale etmesini talep etmişti. Bunun üzerine Amerika müdahale etmiş ve onu, İslam’la savaşmak için uluslararası koalisyon adı altında Fransa ve İngiltere’nin yanı sıra Haşdi Şabi olarak adlandırılan İran yanlısı milis gruplar ile aynı şekilde bu Haçlı koalisyonunun bir üyesi olan ve ona bağlı grupları eğiten Erdoğan Türkiye'si izlemiştir. Bu kötü ittifak, Ramadi, Musul ve Felluce'yi Suriye’nin Rakka kentiyle birlikte yerle bir etmiş ve her iki Müslüman ülkenin on binlerce halkını öldürmüştü. Bu örgütün yenilgiye uğramasına ve devletinin 2017 yılında yıkılmasına rağmen Amerikan güçleri Irak’tan çekilmemiş ve bugüne kadar kalmaya devam etmiştir.
Amerika'nın askeri güçlerini Irak'tan çekmesi, 28/9/2026 tarihinde Irak Güvenlik Medya Ağı Başkanı Saad Maan'ın şöyle diyerek iddia ettiği gibi Irak'ı egemen bir devlet yapmaz: “Amerikan karargâhının teslim alınması ve Türk güçlerinin çekilmesi konusunda anlaşmaya varılması, Irak'ın egemenliğinin pekiştirilmesinde son derece önemli iki adımı temsil etmektedir.” Ancak şöyle devam etmiştir: “Bu, uluslararası ortaklarla güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine engel teşkil etmemektedir" ki bununla özellikle ABD'yi kastetmiştir. Yani bu, Irak'ı bir Amerikan sömürgesi haline getiren güvenlik anlaşmasına göre Irak'ın Amerika ile olan bağının devam ettiğini teyit etmektedir. ABD, yaklaşık 50 yıl işgal ettikten ve 1946’da ona sembolik bir bağımsızlık verdikten sonra, bu tür bir anlaşmayı 1951 yılında Filipinler'le imzalamıştı. Bu nedenle Filipinler hâlâ ABD’ye bağlıdır.
Erdoğan Türkiye'sine gelince; Amerikan saldırısının yanında yer aldığını ilan etmiş, IŞİD ile mücadele bahanesiyle Irak'a asker göndermiş ve Ninova vilayetine bağlı Musul şehrinin 30 km kuzeydoğusunda, bulunduğu köyün adından dolayı Zilkan, Başika kasabasına 10 km uzaklığından dolayı da Başika ismiyle anılan Başika/Zilkan'da bir üs kurmuştur.
Bu üssü Mart 2015'te kurmuş ve IŞİD'le savaşmak için Ninova halkından gönüllülerden oluşturulan Ninova Muhafızları olarak adlandırılan güçleri eğitip silahlandırmıştır. Kürdistan Bölgesi'nde 2014 ile 2022 yılları arasında eski Peşmerge Bakanı olan Cebbar Yawer, "Irak'ın kuzeyinde bulunan Türk askeri üslerinin sayısının büyük ve küçük kamplar arasında yaklaşık 80 üs olduğunu ve bunların Erbil, Duhok ve Ninova arasında, Irak-Türkiye sınırı boyunca 200 km'lik bir hat üzerinde, 10 ila 40 km derinlikte dağıldığını" belirtmiş ve "Türk askerlerinin sayısının 5 bin askerden az olmadığını; bazı üslerde topçu, zırhlı araçlar ve diğerleri gibi çeşitli askeri araçların yanı sıra helikopter pisti ve holografik uçaklar için ayrılmış alanların bulunduğunu" ifade etmiştir.
Türkiye, 2016 yılında IŞİD'e karşı Amerikan güçlerinin yanında savaşmaları için Ninova Muhafızları'ndan yaklaşık bin gönüllüyü eğitmişti. Türk güçlerinin çekilmesi konusunda, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali Zeydi arasında 23/9/2026 tarihinde New York'ta Birleşmiş Milletler toplantıları kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmede anlaşmaya varılmıştı. Bu, ABD'nin Türkiye'den güçlerini çekmesini talep ettiğini göstermektedir. Zira Türk güçlerinin çekilmesi, İran yanlısı silahlı grupların ABD'nin Irak'taki planı kapsamında silahsızlanmayı kabul etmek için öne sürdüğü şartlardan biridir.
Böylece Amerika’nın nüfuzunu koruduğunu veya İslam beldelerinde kendisine yeni bir nüfuz oluşturduğunu, İslam ümmetine karşı savaştığını, zenginliklerine el koyduğunu, ümmetin özgürleşmesini, birleşmesini ve Raşidi Hilafetini kurmasını engellediğini; bunu da Türkiye ve İran gibi bölgesel araçları ve Haşdi Şabi, Ninova Muhafızları ve milliyetçi Kürt grupları gibi yerel araçları vasıtasıyla yaptığını görüyoruz. Hatta onlarla işi bitip sömürgeci hedeflerini gerçekleştirdiğinde, onların varlığına son vermeye, onları zayıflatmaya ya da kendi hesabı için başka görevlerle sınırlandırmaya başlayacaktır.
Tüm bunlar, Allah’ın, Kitabı‘nda ve Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetinde vahyettiği siyasi çalışmadaki hidayet yolundan sapmaktan kaynaklanmaktadır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



