Pazar, 27 Şaban 1447 | 2026/02/15
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Devlet Kontrolü Dışındaki Silahlı Güçler Ciddi Bir Güvenlik Tehdididir Hilafet Devleti Bunların Varlığına Asla İzin Vermez!

Haberlerde, 02.02.2026 Pazartesi günü, yaklaşık 12 adet doçka monteli Thatcher tipi araç ve silahlı unsurlardan oluşan askeri bir gücün, Kuzey Bölgesi Karakolu’nu, Hartum Eyalet Emniyet Müdürlüğü’nü ve bölgedeki birçok polis birimini kuşattığı yer aldı. Bu silahlı unsurlar, Hartum’un güneyindeki Mayo bölgesinde bulunan Guru pazarında bir istihbarat polisinin öldürülmesi suçlamasıyla gözaltına alınan iki mensubunun serbest bırakılmasını talep ettiler. Olası büyük bir felaketin önüne geçme gerekçesiyle söz konusu şahıslar serbest bırakıldı. Ama diğer yandan hukuku uygulamaktan aciz olan bu hükümetin; El-Ubeyd şehrindeki Hizb-ut Tahrir gençlerini parmaklıklar ardında tutmak için güvenlik birimlerini, polisi ve savcılığı seferber etmesi tam bir ibret vesikasıdır! Bu gençlerin, Hilafet’in yıkılışının 105. yıldönümünde Büyük Camii önünde barışçıl ve düzenli bir eylem düzenlemekten başka hiçbir suçları yoktur. Cemaatin takdirle karşıladığı bu gençleri hapiste tutan devlet, polis katili zanlıları serbest bırakmaktadır. Dava erlerine yapılan zulme sessiz kalan medya, katillerin suç ortaklarına teslim edilmesini “yüksek bir hikmet” olarak nitelemektedir! İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?

Bu ve sosyal medya dolaşan benzeri olaylar, Egemenlik Konseyi Başkanı’nın “Hartum’un güvenliği için devletin tüm imkanlarının seferber edildiği ve teknolojik donanımların artırıldığı” yönündeki içi boş açıklamalar yaptığı bir sırada yaşanmaktadır.

Asıl güvenlik tehdidi, İslami otoritenin yokluğudur. İslami otoritede Müslümanların halifesi Ali bin Ebu Talib, sıradan bir Yahudi vatandaşla birlikte kadı karşısına çıkmış ve mahkeme Yahudi lehine hüküm verdiğinde Halife buna boyun eğmiştir. İşte adalet budur! Asıl yıkım ise, devlet üzerinde hiçbir otoritesi olmayan silahlı güçlerin devlet içinde devlet gibi hareket etmesidir. Halkın halen acısını çektiği Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milislerinin varlığına izin verilmesinin nelere yol açtığı ortadadır. Müslüman aynı delikten iki defa ısırılmaz! Polisin kapasitesini artırmaktan bahsetmeden önce, asıl bu güvenlik tehdidinin kökünü kurutmak gerekir. Bu güvenlik tehdidini ancak İslami otorite ortadan kaldırabilir. İslam, devlet otoritesine tabi olmayan tüm milislerin ve kuvvetlerin derhal lağvedilmesini, terhis edilmesini veya resmi devlet ordusuna katılması gerektiğini emreder. Aksi takdirde bu kuvvetler, halkın canına ve güvenliğine kasteden yeni birer Hızlı Destek Kuvvetleri’ne dönüşeceklerdir.

İslam Devleti Hilafette İslam uygulanacak, adalet ve hakkaniyet hüküm sürecek; ordu tek olacak, orduların çok başlılığına asla izin verilmeyecektir. Hizb-ut Tahrir tarafından hazırlanan Hilafet Devleti Anayasası Taslağı’nda şu hüküm yer almaktadır: “Madde 66: “Bütün ordu, özel ordugâhlara yerleştirilmiş tek bir ordu haline getirilir. Ancak bu ordugâhlardan bazıları, muhtelif vilâyetlere ve bazıları da stratejik mevkîlere konuşlandırılmalıdır. Bazıları ise devamlı taşınabilir ve hareket edebilir (mobilize) ordugahlar haline getirilir ki bunlar vurucu kuvvetlerdir. Askerî ordugahlar birçok gruplar halinde düzenlenir. Bu grupların her birine Ordu ismi verilir ve her birine ayrı ayrı numaralar verilir. Birinci ordu, üçüncü ordu gibi…Ya da âmilliklerden veya vilâyetlerden birinin adıyla adlandırılır.”

İç güvenliğin sağlanması konusunda ise Madde 70’te şöyle denilmektedir: “İç Güvenlik Dairesi, güvenlik ile ilgili her şeyin idaresi ve iç güvenliği tehdit eden her şeyin engellenmesi ile ilgilenir. Beldelerdeki güvenliği polis vasıtasıyla muhafaza eder. Halifeden bir emir olmaksızın ordudan destek istemez. Bu dairenin başkanı “İç Güvenlik Müdürü” olarak adlandırılır. Bu dairenin vilayetlerde “İç Güvenlik İdareleri” isimli şubeleri vardır. Vilayetteki idarenin başkanına ise “Polis Sahibi” (Polis Amiri) denir.”

Güvenlik, devletin insanlara sağlamakla yükümlü olduğu temel ihtiyaçlardan biridir. İnsanlar aradıkları gerçek güvenliği ancak Allah’ın hükümlerini adaletle uygulayan İslam Devleti’nde bulabilirler. İslam Devletinde itaat ehli ve dava taşıyıcıları izzet bulacak, isyan ehli suçlular ve serseriler ise zillete uğrayacaklardır.

Ey güç ve kuvvet sahipleri! Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret vermenin zamanı gelmedi mi?! Hilafet, hayrı tüm dünyaya taşımanız için size layık olduğunuz onurlu hayatı sağlayacaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Ümmetin Sorunları Forumuna Katılım Daveti

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan herkesi, bu ay düzenlenecek olan “Ümmetin Sorunları Forumu”na katılmaya davet etmekten memnuniyet duyarız. Bu ayki forumun başlığı şöyle:

ACD Sistemi: Dış Ticareti Karmaşıklaştıran Bir Sistemdir ve Şeriata Aykırıdır

Konuşmacılar:

1- Üstat Nasır Rıza, Hizb–ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı.

2- İbrahim Osman Ebu Halil, Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü.

Tarih: 19 Şaban 1447 / 07 Şubat 2026 Cumartesi

Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stadın Doğu Tarafı.

Sizleri aramızda görmekten onur duyarız; katılımınız ümmetin dertleriyle hemhâl olduğunuzun bir nişanesidir

Devamını oku...

Kapitalizmin Ateşiyle Yanıp Kavrulan ve Pislikler Tarafından Yönetilen Dünyanın İslam'dan Başka Kurtarıcısı Yoktur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Kapitalizmin Ateşiyle Yanıp Kavrulan ve Pislikler Tarafından Yönetilen Dünyanın İslam'dan Başka Kurtarıcısı Yoktur

Haber:

ABD Adalet Bakanlığı, geçen Kasım ayında Başkan Trump tarafından imzalanan “Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası” kapsamında, cinsel suçlardan mahkum edilen Amerikalı iş adamı Jeffrey Epstein'ın davasıyla ilgili üç milyondan fazla sayfalık dosyayı yayınladı.Bakanlığa göre, üç milyon sayfa, 180.000 görsel ve iki bin video yayınlandı.Bu belgeler, Amerikan milyarder Elon Musk ve kardeşi, Microsoft'un kurucusu Bill Gates, ABD Başkanı Trump ve diğerleri de dahil olmak üzere, siyaset, ekonomi, teknoloji alanlarındaki önde gelen isimler, iş insanları ve dünya çapındaki ünlüler hakkında şok edici ayrıntıları ortaya çıkarmıştır.

Yorum:

Epstein'in adasıyla ilgili ortaya çıkan tanıklıklar, bilgiler, resimler ve videolar ile adanın kurbanlarına karşı işlenen kirli, ahlaksız ve vahşi eylemler -ki belgelerin ortaya koyduğu üzere kurbanlar arasında erkek ve kız çocukları da bulunuyor-, insanın tüylerini diken diken ediyor, ruhunu sarsıyor veakıl bu kadar büyük bir suç ve sapkınlığı kavramakta zorlanıyor.Eğer yayınlanmasına izin verilen buysa, gizli kalanlar nasıldır acaba?!

Bu belgeler, yönetimde, siyasette, ekonomide, girişimcilikte, teknoloji dünyasında elit olarak sınıflandırılan kişilerin isimlerini, hatta fizikçi Stephen Hawking gibi bilim insanlarının isimlerini de ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla onlar, insanlığın pislikleri ve fıtraten sapkın karakterli kişilerdir; ancak bu, onların yaptıklarının bireysel bir mesele olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla meseleyi, bu kişilerin karıştığı ahlaki skandallara indirgemek ve sapkınların sızdırdığı bilgilere sınırlamak doğru değildir.Zira mesele, sapkın bireylerin krizi değil, aksine  bir ideoloji ve yozlaşmış ve yozlaştıran bir medeniyetin krizidir. Dini hayattan ayıran, insanı yasa koyucu yapan, yeryüzünde fesadı yayan, maddi değerleri üstün gören, her şeyi kar elde etmek amacıyla alınıp satılabilir ve ticareti yapılabilir hale getiren, hatta insanların bile kendilerinin ve namuslarının ticareti yapılır hale getiren, mutluluğun en büyük fiziksel zevklere ulaşılmasıyla elde edileceğini söyleyen, bireylere hiçbir kontrol veya kısıtlama olmaksızın içgüdülerini tatmin etme ve yasak ilişkiler kurma özgürlüğü veren ve bunun da onları fıtrata aykırı davranma ve sapkınlığı ve ahlaksızlığı yasalaştırma noktasına kadar ulaştıran kapitalist ideolojiye dayanan bir medeniyetin krizidir.

Artık gün geçtikçe maskeler düşmekte ve Batı ülkeleri ile kurumlarının başımızı patlattığı insan hakları, kadın hakları ve çocuk hakları sloganlarının sahteliği ortaya çıkmaktadır; nitekim gerçekler ve olaylar, bu sloganların sahteliğini ve bu sloganları atanların aldatmacasını kanıtlamıştır; dolayısıyla bu sloganlar, acıktıklarında yedikleri ve Müslümanların çocuklarını yoldan çıkarmak ve İslam'a ve hükümlerine karşı savaşmak istediklerinde ise ipleriyle oynadıkları hurmadan yapılmış puttan başka bir şey değildir. Aksi takdirde Gazze'deki vahşi imha savaşı karşısında bu iddia edilen haklar, özgürlükler ve insanlık neredeydi?! Dahası Epstein Adası davasında ve oradaki çocukların ve küçüklerin maruz kaldığı şeylerde bunlar neredeydi?!

Bugün Batı uygarlığının ve onun kokuşmuş ifrazatlarının ateşiyle yanıp kavrulan ve insanlığın pislikleri ve yozlaştırıcıları tarafından yönetilen dünyanın, İslam'dan başka kurtarıcısı yoktur; zira İslam, Latif ve Habir olan Allah’ın katından geldiği gibi Allah İslam’ı, alemlere rahmet olarak Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e göndermiştir. Bu yüzden İslam, sadece Müslümanları değil, tüm insanlığı, bu medeniyetin ve onun kapitalist ideolojisinin gölgesindeki zorluk ve sıkıntıdan kurtaracaktır. Bu nedenle Müslümanların, üzerlerindeki zayıflık tozlarını silkeleyip Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak yeryüzünde Allah Subhanehu’nun şeriatını tatbik etmek için adımlarını hızlandırmaları gerekir; çünkü bütün dünya İslam'ın adaletini ve merhametini ve onun gölgesi altındaki onurlu bir yaşamı beklemektedir.    

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra

Devamını oku...

Askeri Gerilimin Tırmanmasının Ortasında Nükleer Anlaşmayı Görüşmeye Yönelik ABD-İran Müzakerelerinin İstanbul'da Yapılması Bekleniyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Askeri Gerilimin Tırmanmasının Ortasında Nükleer Anlaşmayı Görüşmeye Yönelik ABD-İran Müzakerelerinin İstanbul'da Yapılması Bekleniyor

Haber:

Bilgi sahibi kaynaklara göre, Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında Cuma günü İstanbul'da bir görüşme yapılması bekleniyor.Ancak siyasi kaynaklar, Trump yönetimi İran'ın füze programını, bölgesel rolünü ve müttefiklerine verdiği desteği herhangi yeni bir anlaşmaya dahil etmekte ısrar ederken İran'ın ise müzakerelerin sadece nükleer dosyayla sınırlı kalmasını vurgulaması nedeniyle iki taraf arasındaki uçurumun hala geniş olduğunu düşünüyor; bu da Witkoff ve Arakçi'nin bu temel farklılığı nasıl yönetecekleri konusunda soru işaretleri doğuruyor. (RT, 2/2/2026)

Yorum:

Dünyada hiçbir ülke, İran'ın çok maliyetli bir nükleer programda izlediği karmaşık yolu izlememiştir; zira Amerika, bölgede süper devlet olarak statüsünü yükseltirken, İran’ı ise komşu ülkeleri korkutan bir “korkuluk” olarak kullanmaktaydı.Bu ise Amerika'nın gerçekleştirmek istediği bir şeydi ve bölgedeki politikasını perde arkasından İran ile koordine ediyordu; hatta Amerika'nın 2003'te Irak'ta işgal ettiği bölgeyi İran'a vereceği ve bu durumun da İran'ı büyük bir ülke olarak kendisine yakışır bir nükleer program geliştirmeye mecbur bıraktığı söylenmişti.

Ancak bu durum bir medya abartısıydı ve İran kendisinden ziyade Amerika'ya bağlıydı ki işte ikilem de buradadır; zira İran'ın nükleer programı, düşmanlarını korkutacak tek bir nükleer bomba üretmeden neredeyse bir trilyon Dolara mal olmuştu. Dahası İran, Amerika'nın bir düşman olmadığına güvenmiş ve on yıllarca onun yörüngesinde dönmüştür.

Ancak durumun devam etmesi imkansızdı; çünkü Amerika İran'ın bölgedeki rolünü azaltmak için bir fırsat yakalamış ve İran da burada kendini bu çıkmazın içinde bulmuştur. İşte İran bu rol için servetini nükleer ve füze programlarına harcamış ve mezhepçi grupları destekleyip silahlandırmıştı. Nitekim Amerika, Yahudi varlığına daha çok bağımlı hale geleceğini düşünmüş, bu yüzden 2025'te ilk kez İran'a ve nükleer programına karşı şiddetli saldırılar düzenlemesine izin vermiş ve Amerika'nın kendisi de bu saldırılara katılmıştı. Bundan kısa bir süre önce de Yahudi varlığı Lübnan'daki İran partisini yok etmiş, ardından Amerika, İran hiçbir şey yapmadan Şam'da iktidarın transferi sürecinde Türkiye'den destek istemiş ve böylece İran'ın rolü azalmaya başlamıştı.

İran kafa karışıklığı içindeydi; zira siyasetçilerin yolsuzluğu, yurtdışındaki milis güçlerine verdiği destek, füze ve nükleer programları ve yaptırımlar nedeniyle halkı açtı ve halkın açlığını giderecek bir şey de yoktu. Bu yüzden rejimi devirmek isteyen İran halkı ayaklanmış ve Trump yönetimi de Yahudi varlığıyla tam bir mutabakat içinde İran’ı zayıflatmak ve statüsünü düşürmek istemiştir.

Trump yönetimi, İran'ın rolünü azaltmayı amaçlayan yeni Amerikan aşamasının şartlarını kabul etmesi için İran'ı kışkırtmak ve baskı altına almak amacıyla İran yakınlarına uçak ve savaş gemilerini konuşlandırmaya başlamıştır. Konuşlandırmanın ardından, askeri kayıplar olmadan baskı uygulamak ve Amerika'nın hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla iletişim ve müzakereler başlamıştır.

Bu ise, halkının kaderini diledikleri gibi hareket eden büyük ülkelerin ellerine bırakan ve vizyonları değiştiğinde bu ülkelerden kurtulamayan her ülke için kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu yüzden İran, Amerika'nın kendisine verdiği hayali statüyü uygulama yolunda halkını yoksullaştırmasına rağmen, statüsünü, milislerini, askeri ve nükleer programlarını korumaktan aciz kalmıştır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Et-Temimi

Devamını oku...

Dibeybe Hükümeti ve Sömürgeci Güvenlik Ağı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Dibeybe Hükümeti ve Sömürgeci Güvenlik Ağı

Haber:

Cumartesi günü Libya, Başbakan Abdulhamid Dibeybe'nin açıklamasına göre, petrol sektörünü geliştirmek için Fransız şirket Total Energies ve Amerikan şirket ConocoPhillips ile 25 yıllık bir anlaşma imzalamıştır ve anlaşmanın yabancı yatırım tutarı 20 milyar doları aşmıştır.Waha Petrol Şirketi aracılığıyla imzalanan anlaşma, üretim kapasitesini günlük 850.000 varile çıkarmayı hedefliyor ve Dibeybe'nin X web sitesinde yayınladığı bir mesaja göre, 376 milyar Doları aşan net gelir elde edilmesi bekleniyor.

Ayrıca hükümet, Trablus'ta düzenlenen Libya Enerji ve Ekonomi Zirvesi sırasında ABD'li petrol devi Chevron ile bir mutabakat zaptı ve Mısır Petrol Bakanlığı ile bir işbirliği anlaşması imzaladı. Dibeybe, bu anlaşmaların “Libya'nın küresel enerji sektöründeki en büyük ve en etkili uluslararası ortaklarıyla ilişkilerinin güçlenmesini” yansıttığını açıkladı. (Reuters)

Yorum:

Bu haberin sadece ekonomik olarak okunması imkansızdır; aksine bu haber, son derece karmaşık Libya coğrafyasındaki jeopolitik bir satranç taşıdır; zira Total Energies, ConocoPhillips ve Chevron gibi büyük şirketlerle yapılan uzun vadeli petrol anlaşmaları, sadece ekonomik anlaşmalardan ibaret değil, aksine güç dengelerindeki bir dönüşümün ilanıdır. Hukuki açıdan bu sözleşmeler, görevden ayrılan Ulusal Birlik Hükümeti'nin meşruiyeti ve ülkenin servetlerini on yıllarca ipotek etme yeteneği konusunda derin sorunları gündeme getiriyor; bu da değiştirilmesi zor bir oldubitti yaratıyor ve Libya'yı kimin meşru olarak temsil ettiği konusundaki tartışmayı körüklüyor.Jeopolitik açıdan bu adım, Amerikan-Fransız etkisinin güçlü bir şekilde geri dönüşünü yansıtıyor ve Trablus hükümeti için uluslararası bir güvenlik ağı olarak çalışıyor.

Dahili düzeyde bu petrol sözleşmeleri, petrolü potansiyel bir birleştirici güç olmaktan bir çatışma aracına dönüştürmektedir; zira Batı'nın ekonomik karar alma üzerindeki kontrolünü pekiştirmekte ve Doğu'nun dışlanmışlık duygularını daha da artırarak petrol sahalarının tekrar kapatılması tehdidini ortaya koymaktadır. Kısacası bu adım, ekonomiyi, siyaseti engellemek için kullanmakta olup çözüm yerine kriz yönetiminin yeni bir aşamasını başlatmakta ve Libya'nın geleceğini uluslararası rekabetlerin insafına bırakmaktadır.

Amerikan perspektifinden bölgesel boyut

Ekonomik ve siyasi baskı araçlarına sahip büyük güçlerin etkinliği karşısında komşu ülkelerin rolünün gerilediğine tanık olunmaktadır.Tunus ve Cezayir, çözümün şekillenmesinde aktif oyunculardan sembolik rollere veya gerçek etki araçlarından yoksun arabuluculuk rollerine dönüştürülürken, Libya'daki nüfuz haritası "petrol karşılığında istikrar" mantığına göre yeniden çizilmekte ve gerçek Libya egemenliği fikri marjinalleştirilmektedir.

Tunus, potansiyel bir arabulucu olmaktan lojistik bir kolaylaştırıcıya dönüşerek toplantılara ev sahipliği yapıp diyalog ortamı sağlarken, diğer başkentlerde gerçek kararlar alınmaktadır.Etkili bir rolü yeniden elde etmek için Tunus, Cezayir ile net bir bölgesel çerçeve içinde hareket etmesi, yazılı bir girişime sahip olması ve Libya'nın istikrarını ulusal güvenliğiyle doğrudan ilişkilendirmesi gerekmektedir; aksi takdirde etki anahtarları olmayan tarafsız bir platform olarak kalmaya devam edecektir.

Bu arada Washington, Mısır ve Cezayir'in Libya'daki rollerine, istikrarı sağlayan, petrol akışını koruyan ve Rusya ile Çin'in etkisinin genişlemesini önleyen sakin bir bölgesel dengeyi yönetmenin temel direkleri olarak bakmaktadır.Zira ABD politikası, herhangi bir Arap tarafının meseleye hakim olmasını engellemeyi ve potansiyel Arap anlaşmazlıklarını genel istikrara hizmet eden sessiz bir koordinasyona dönüştürmeyi hedeflemektedir.Büyük petrol anlaşmaları, Washington'un zımni onayıyla yapılmıştır; çünkü bunlar, statükoyu pekiştirmekte ve kısmi istikrar görüntüsü sağlamaktadır. Buradaki kilit cümle şudur:Amerika, Libya için bölgesel bir lider aramıyor, daha çok kendi kontrol alanı dışında kalmayan dengeli bir bölge arıyor.

Sessiz İngiliz nüfuzu ve kurallar mühendisliği oyunu

Son anlaşmalarda İngiliz şirketlerinin olmaması, İngilizlerin nüfuzunun olmadığı anlamına gelmez; aksine perde arkasından yönetmeyi tercih eden farklı bir stratejiyi yansıtmaktadır.İngiltere'nin Libya'daki çıkarları, Akdeniz güvenliği ve düzensiz göçle mücadele, finans sektörü ve dondurulmuş varlıkların yönetimi, yönetim ve şeffaflık kurallarının düzenlenmesi yoluyla yasal ve kurumsal etki gibi petrolün ötesinde daha derin alanlara uzanmaktadır.Batı'daki rol paylaşımı kapsamında, İngiltere cepheyi Amerika ve Fransa'ya bırakarak, daha sonraki dönemde sahneyi yönetecek kuralları yazmaya odaklanmıştır. Fransa ve Amerika anlaşmayı imzalayarak manşetlere taşınırken, İngiltere ise şartları belirleyerek ve servet ve güç yönetiminin mekanizmalarını kontrol ederek geleceği kazanmaktadır.

Sonuç olarak; Böylece İslam beldelerindeki ulus devletlerin trajedisi açıkça ortaya çıkmıştır; zira onlar, sömürgeci tarafından yapay haritalar üzerine çizilmiş, iradeden yoksun bırakılmış ve gerçek egemenliğin temellerinden koparılmış kırılgan varlıklardır. Bu varlıkların temel işlevleri ise, boyunduruk altına alınmış halklara geçim kaynağı sağlamak ve yabancı çıkarların koruyucusu ve büyük güçlerin politikalarının aracıları haline gelen yöneticilerin makamlarını korumak olan idari yapılara dönüşmüşlerdir. Böylece onların iradeleri rehin alınmış, kararları gasp edilmiş ve politikaları, Sudan, Libya ve diğer Müslüman ülkelerde bugün gördüğümüz gibi ülkelerin parçalanması ve iç savaşların alevlenmesi pahasına bile olsa, çeşitli şekillerde sömürgeciliğe hizmet eden diktelere boyun eğer bir hale gelmiştir.

Yakın zamana kadar Kuzey Afrika, tarihi şekillendiren ve uluslararası rekabete güvenle katılan büyük ülkelerin merkeziydi.Bugün ise ümmetin düşmanları tarafından tek olan halkını bölmek ve parçalamak amacıyla körüklenen yan çatışmaların arenası haline gelmiştir.Libya'daki durum bu trajedinin en iyi tanığıdır: zira servet heder edilmekte, halk parçalanmakta ve ülke bir avuç insan arasında bölüşülmekte olup hepsi de kendi işleri üzerinde bile hiçbir şeye sahip olmayan bir “devletin” gözü ve kulağı önünde olmaktadır!

Ancak değişim rüzgârları durmayacaktır; zira Müslümanların kanları boşa gitmeyecek, onların sabırları, zilleti ve bağımlılığı sonsuza dek kabullenmeye dönüşmeyecek ve ümmet, onurunu geri kazanıp, tepki yerine eyleme, boyun eğme yerine inisiyatif almaya, bölünme yerine birliğe dayalı bir devlet kurana kadar savaş sona ermeyecektir; bu devlet ise, Allah Subhanehu'nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesi olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafettir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yasin İbn Yahya

Devamını oku...

Ümmetin Devlet Kurma Gücü

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmetin Devlet Kurma Gücü

2025 yılı, Batı liderliğindeki dünya düzeninin kaçınılmaz çöküşüne tanık olmuştur. Avrupa eğilimli “modern” sistem, artık modası geçmiş ve yanı sıra birçok sayıda krizleri çözmekten de aciz görünüyor. 2025 yılı, birçok ülkede milenyum kuşağının önderliğinde siyasi otoritelere karşı protesto dalgalarına tanık olmuştur; bu da ulusal bölünmelerin derinleşmesine, nesiller arası uçurumun genişlemesine, ekonomik gerilemenin yaşanmasına ve sosyal ve ekonomik parçalanmanın yayılmasına yol açmıştır. Bu yaklaşım, şu temel soruyu gündeme getiriyor: Bir ümmeti, devlet kurma konusunda uyumlu, birleşik ve güçlü kılan şey nedir?Müslümanlar, istikrarlı bir siyasi sistem kurmalarını sağlayan özelliklere sahip midir?

Bu soruyu cevaplamak için Müslümanların, kimliklerini ve bu dünyadaki rollerini belirleyen İslami hükümleri yeniden değerlendirmeleri gerekir. Müslümanlar sadece akrabalık, ırk veya vatan ile birbirine bağlı bir grup mu, yoksa onlar, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği risaletle birleşmiş siyasi bir varlık mıdır? Müslümanlar, gerçek kimliklerini ve dinlerini fark ederek, sömürgeci ülkeler tarafından getirilen yabancı kavramları ayırt edebilir ve bunları İslam akidesi ile helal ve haram standartlarına göre değerlendirebilir, böylece Nebevi hidayet metoduna göre güçlü İslami bir hadarat inşa edebilirler.

Ümmet için imkansız devlet

Bugün Müslümanlar, Allah’ın hükmünün olmadığı, kimliklerinin ve aynı şekilde gerçek İslami Devlet mefhumunun kaybolduğu bir devlet sisteminin gölgesi altında yaşıyorlar. Wael Hallaq'ın "İmkansız Devlet: İslam, Siyaset ve Modernitenin Ahlaki İkilemi" (2013) adlı kitabı, derin ve tartışmalı bir konuyu ortaya çıkarmıştır; bu konu ise modern devlet ile İslam şeriatı arasındaki uyumsuzluktur.

İronik olan, birçok Müslüman modern devlet ile İslam Devleti arasındaki temel farkları kavrayamamakta ve bu da onların mücadelelerini seküler demokrasi çerçevesinde sürdürmelerine yol açmaktadır.

Wael Hallaq, "Modern İslam Devleti’nin" hem kavramsal hem de ahlaki olarak imkansız olduğunu, çünkü devletin mevcut biçiminin Batı modernitesinin bir ürünü olduğunu, bu yüzden "imkansız devlet" olarak adlandırıldığını savunmaktadır.” Ayrıca o, İslam'ın, mevcut haliyle modern bir devletin altında gerçekleştirebileceği fikrini reddediyor. Hallaq, bizzat moderniteyi sorunlu olarak görmekte ve Fransız sosyolog Alain Touraine'in "Modernite Eleştirisi" (1992) adlı kitabında, sekülarizmin sadece bilim ve teknolojinin değil modernitenin özü olduğunu savunduğu görüşünü yinelemektedir.

Bu nedenle Filistin'deki Kudüs sorununun çözülmemesi gayet doğaldır; dahası seküler rejimin esiri olduğu sürece bu sorunun çözülmesi imkansız hale gelecektir. Bu yüzden Filistin'in kurtuluşu mücadelesinde, Müslüman toplumun siyasi yaşamı ve devleti şekillendirme keyfiyetine dair daha geniş bir resmin gözden kaçırılmaması gerekir. Kudüs meselesinin, birçok Müslüman için siyasi bir model haline gelen İslam Devleti'nin tanzim edilmesiyle eşanlamlı olan Hilafet mefhumundan ayrılması imkansızdır. Batı'da olumsuz bir bakış açısına sahip olmasına rağmen Hilafet, Müslümanlar tarafından belirlenen ve sadece Müslümanlar tarafından yönlendirilen bir devlet sistemidir.

Ümmet ve vatan mefhumu

Güçlü bir hadaratı olan bir ümmet, genellikle kendi değerleri ve kurallarıyla birlikte mütekamil net bir siyasi yaşam mefhumuna sahiptir. Peki Müslümanlar bu güce sahip midir? Evet, buna sahiptirler ancak onların çoğu, devlet hakkında Batı'nın seküler fikirlerine hayranlık duyduklarından dolayı bunun farkında değillerdir.

İslam, İslam akidesinin olduğu tek bir akideye ve İslam şeriatının olduğu tek bir kaideye dayalı olan bir toplum inşa etmiştir. İslam hadaratı nihayetinde benzersiz bir hadarattır; zira İslam hadaratının fertleri hayatlarını, değer ilkeleri (fikir) açısından birlik ve pratik metodoloji (metot) açısından birlik içinde sürdürmektedirler.

İslami hükümlerde ümmet mefhumu, siyasi gelenekte Batılı “ulus” mefhumuna karşılık gelmektedir. İslam ümmeti, sadece ırk ve vatanla birleşmiş bir grup olarak değil, hadaratta etkili aktörler olarak tasvir edilmektedir. Dahası İslam ümmeti, bu sınırları aşarak, bir devlet kurma ve yönetme gücüyle bağlantılı derin bir siyasi boyutu bünyesinde barındırmaktadır.

Ancak seküler Batı'nın aksine, “ümmet” mefhumu, dinin ikame edilmesi, toprağın gözetilmesi ve Allah'ın emirlerine uygun olarak adalet ve refahı gerçekleştirmek için çalışmakla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle “ümmet”,  Nebi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin işleriyle çok yakından bağlantılıdır; zira İslam'da siyasetten kastedilen, insanların içeride ve dışarıdaki işlerinin tanzim edilmesidir.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداًİşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi vasat bir ümmet kıldık.” [Bakara 143] Batı ile sırtlanlaşanlar için "vasat ümmetin" yorumu, dini ılımlılık (ılımlı İslam) mefhumunun özü olarak kabul edilmektedir. Ancak bu, hatalı bir anlayıştır; çünkü on üç rivayet, “vasat” kelimesinin “adalet” anlamına geldiğine işaret etmiştir. Çünkü sadece adil olanlar, kurtuluş ehli olan denge ehlidirler. Nitekim Ebu Said el-Hudri’den, وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاًİşte böylece sizi vasat bir ümmet kıldık.” ayeti hakkında Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: عُدُوْلاًAdil olanlardır.” [Buhari, Tirmizi ve Ahmed rivayet etti]

Böylece “vasat ümmet” ifadesi, İslam'ın hükümlerine bağlı adil ve seçilmiş bir kavim ve adil bir toplum anlamına gelmektedir. Bu ümmet, sadece siyasi çatışmalardaki araçlar değil, siyasi olarak aktif bir ümmettir. Yine bu ümmet, seçilmiş, sürekli büyüyen, birleşik, güçlü ve uyumlu bir ümmet olduğu gibi farklı milletleri tek bir potada eriten ve İslami düşünceyi ve onun ayrıcalıklı pratik üsluplarını kucaklayan bir ümmettir.

İşte bu mefhum, siyasetin merkezinde yer almakta olup devletin asli gücünün temel bir unsuru olarak somutlaşmıştır. Ümmet, kendi vizyonuna göre dünyanın işlerini şekillendiren siyasi bir ümmet olarak amel etmektedir; zira o, gerçek bir siyasi güçtür. İslam'da siyaset, hem devlet hem de ümmet yoluyla uygulanır: Zira devlet bu ilkeleri pratik olarak uygularken, ümmet ise devleti denetlemekte ve bu ilkelere bağlı kalması için ona rehberlik etmektedir.

Ayrıca Müslümanlar, bir ümmet olarak İslam davetini tüm insanlığa ulaştırma görevini üstlenmiştir. Bu yüzden Müslümanların, dünya ile etkileşim halinde olmaları, dünyadaki koşulların tamamen farkında olmaları, onun sorunlarını anlamaları, ülkelerin siyasi motivasyonlarını idrak etmeleri ve küresel siyasi faaliyetlere karşı uyanık olmaları gerekir. Ayrıca Müslümanlar, devletlerin stratejik siyasi planlarını, bunları uygulama yöntemlerini, diplomatik prosedürlerini ve manevralarını da dikkatle incelemeleri gerekir. Dolayısıyla Müslümanlar, daha geniş uluslararası bağlamda İslam ülkelerindeki siyasi sahnenin gerçek dinamiklerini de anlamaları gerekir.

İşte bu bilinç, Allah'ın izniyle benzersiz devletleri olan Hilafeti kurmaya ve İslam risaletini küresel olarak yaymaya yönelik dakik stratejiler geliştirmelerine imkan verecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Fika Komara

Devamını oku...

İşgalciyle Koordinasyon Bir Taktik Haline Geldiğinde!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İşgalciyle Koordinasyon Bir Taktik Haline Geldiğinde!

Haber:

Salı günü, yani 06/01/2026'da, Suriye ve Yahudi varlığı, ABD'nin ev sahipliğinde Fransa'nın başkenti Paris'te iki gün süren yeni bir görüşme turunu tamamladı ve tur, istihbarat bilgi alışverişi yapmak ve askeri gerilimi azaltmak için bir irtibat hücresi kurulmasıyla sonuçlandı. (El Cezire)

Yorum:

Bu açıklama diplomatik bir adım değil, aksine gerçekçilik ve çıkar adına kaldırılan ve sabitelerin bağrına saplanan bir hançerdir!Toprakları gasp eden ve çocukları öldüren bir düşmanla güvenlik koordinasyonu, ihanetten başka bir şeyle adlandırılabilir mi?Hakları gasp edenlere ve kan dökenlere ekonomik kapılar açmak, zimmetleri alıp satmaktan başka bir şeyle nitelendirilebilir mi?

Kur'an-ı Kerim, kesin bir açıklıkla nazil olmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir.” [Mümtehine 1]

Bu saldırganlar ve işgalciler sadece tek bir tavrı hak ediyorlar ki o da savaşmaktır; bu yüzden taktik gerekçesi altında onlarla işbirliği yapan herkes emanete ve ümmete ihanet etmiş demektir; Allah rahmet eylesin Ömer Muhtar, İtalyan komutanın kendisiyle pazarlık ederken “Libya’yı bana bırak, sana altın ve para vereyim” dediğinde doğru ve şerefli bir tavır sergilemiştir! Dolayısıyla taktiklerden veya geçici çıkarlardan bahsetmemiş, aksine hak sözü söylemiş ve düşmanla uzlaşmamıştır. Bugünkü adam kılıklılar nerede, dünkü adam gibi adamlar nerede?!

Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem üç bin mücahitten oluşan bir ordu gönderdiğinde ve bu ordu iki yüz bin kişilik bir orduyla karşılaştıklarında, uzlaşalım demediler; aksine üç komutanları Zeyd, Cafer ve Abdullah, bir ellerinde kılıçları, diğer ellerinde bayraklarını tutarak şehit olana ve hak galip gelene kadar savaştılar; çünkü onlar, sabiteler hakkında pazarlık yapmanın ölüm anlamına ve sabiteler yolunda ölmenin ise hayat anlamına geldiğini biliyorlardı.

Mescid-i Aksa'yı kirleten, Golan Tepeleri'ni işgal eden ve Gazze'yi terörize edenlerle Trump'ın şemsiyesi altında oturmanın ne tür bir hikmeti olabilir ki?!düşmanın güvenliğini halkın güvenliğinden daha öncelikli tutan ve Amerikan istihbaratının ipleriyle sınırlandırılmış bir egemenliği kabul eden nasıl bir devletin inşasıdır bu?!Bu inşa edilen bir devlet değildir, aksine ajanlık ve boyun eğmektir.

Nitekim Yahudi varlığının güvenliğine saygı gösterilmesini müzakere şartı haline getirdiler; sanki Müslümanların topraklarının güvenliği işgalcinin rızasına bağlıymış gibi. İşte bu, akıtılan kanlara, ihlal edilen topraklara ve en aşağılık şekilde istismar edilen dine karşı büyük bir ihanettir. 

İdeolojiyi satın alıp satanlar şunu bilsinler ki, tarih kaydetmekte ve ümmet de yargılamakta olup Allah, kendisine ortak koşanları affetmeyecektir.Bugün düşmanı dost edinen bir kimse, kendisini Allahu Teala'nın şu kavlinin arasına koymuştur: وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْSizden her kim ki, onları dost edinirse; o da, onlardandır.” [Maide 51] Ve Subhanehu’nun şu kavlinin: وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزّاً * كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدّاً“Onlar kendilerine bir itibar ve güç vesilesi olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.Hayır, hayır! O putlar onların ibadetini tanımayacaklar ve kendilerine hasım olacaklar.” [Meryem 81-82]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

Refah Geçişi, Tufanın Bir Sonucu Mu, Yoksa Ümmetin Yüzüstü Bırakmasının Bir Sonucu Mu?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Refah Geçişi, Tufanın Bir Sonucu Mu, Yoksa Ümmetin Yüzüstü Bırakmasının Bir Sonucu Mu?

Haber:

Yahudi medya kuruluşları, demir kapılar, dikenli teller, tarama cihazları ve güvenlik kameralarıyla çevrili dar bir geçişi gösteren yeni Refah geçişinin bir fotoğrafını yayınladı ve Filistinliler gidiş dönüşlerinde bu geçişten geçmek zorunda kalıyor.

“Hapishane kapısı mı, yoksa seyahat geçiş noktası mı?” ya da “Gazze merkez hapishanesi” mi?... Bunlar, Gazze sakinlerinin bu geçiş noktasını nitelendirdikleri ifadelerdir. (El Cezire)

Yorum:

Refah geçişi artık sadece bir seyahat kapısı değildir; aksine Gazze'nin büyük bir hapishaneye dönüşmesine neden olan bir ümmetin yüzüstü bırakmasının canlı bir şahididir. Bu resim, Epstein skandalları ve bunların ortaya çıkardığı ahlaki yozlaşmanın ardından hiç de şaşırtıcı olmayan işgalin vahşetini ortaya koymakla kalmamakta, aynı zamanda seyirci kalıp bekleyen bütün bir ümmetin utancını da ortaya koymaktadır!

Bu geçiş, masum ya da idari bir şey değildir, aksine kasıtlı bir siyasi araçtır. Yahudi varlığı insani bir geçiş istememekte, aksine şu üç açık hedefin gerçekleştiği bir kontrol ve hakimiyet kapısı istemektedir:

- Gazze'nin, halkının ve hareketlerinin izlendiği kalıcı bir hapishane olarak pekiştirilmesi.

- Filistinlileri psikolojik olarak aşağılamak ki böylece çıkışlarının ve dönüşlerinin işgalin iradesine bağlı olduğunu hissetsinler.

- Gazze'ye geri dönmeyi korkunç bir karar ve oradan göç etmeyi cehennemden kaçış haline getirmek yoluyla Gazze'yi halkından yavaş yavaş boşaltmak.

Hayatın damarları olması gereken geçiş noktası, bir aşağılanma koridoruna dönüşmüş ve kuşatmayı kırması gereken kapı, toprak ve kaynaklara sahip olan ama iradesini kaybetmiş bir ümmetin acizliğinin bir kanıtı haline gelmiştir!

Ümmet uykusundan uyanıp orduları kararlılığını geri kazanarak baskıcı rejimleri muhasebe etmedikçe, sınırlar zalimlere hizmet etmek yerine yardım isteyen mazluma açılmadıkça, sloganlar, mazlumlara koruyan, kuşatmayı kıran ve işgali geri dönülmez bir şekilde deviren kitlesel eyleme dönüşmedikçe Gazze'nin kaderi değişmeyecek ve bu hapishane de yıkılmayacaktır.

Bu yüzden ya onuru koruyan bir uyanış olacak, ya tarih sessiz kalanlara lanet edecek, ya da bu ümmet, bütün bir halkı hapsetme suçuna ortak olmaya devam edecektir!

Dolayısıyla ümmet uyanıncaya, silahlar mazlumların bağrına değil işgalcilerin yüzüne geri dönünceye, umutlar değil kilitler kırılıncaya ve halkların iradesi değil boyun eğenlerin tahtları yıkılıncaya kadar Gazze sorunlarından kurtulamayacaktır; bu da Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin gölgesinde ümmetin izzetini geri kazandıracak Raşid bir Halifenin liderliğinde olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER