Salı, 16 Zilhicce 1447 | 2026/06/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hukuki Bir Rapor, Beşar Esad ve Atıf Necib’in İlk Yargılamasını Tehdit Eden Yasal Boşlukları İfşa Ediyor

Haber-Yorum

Hukuki Bir Rapor, Beşar Esad ve Atıf Necib’in İlk Yargılamasını Tehdit Eden Yasal Boşlukları İfşa Ediyor

Haber:

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) bugün yani Perşembe günü, Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Eski Başkanı Tuğgeneral Atıf Necib hakkındaki yargılama prosedürleri ve suçlama kararıyla ilgili yasal boşlukları ifşa etti.

Rapora göre Necib’in yargılanması; suçların nitelendirilmesi, bireysel sorumluluğun teorik temeli, savaş suçları çerçevesine yönelik zamansal uygulamayı ve ayrıca gıyabi yargılamaya ilişkin usul güvencelerini kapsayan temek boşlukları içermektedir. (El Cezire Net, 21/05/2026)

Yorum:

Esad rejiminin şu anki alternatifinin Amerikan istihbaratının ve onun çıkarları için çalışanların mahzenlerinde önceden hazırlandığı çok açık olmasına rağmen ancak Esad'ın bu kadar hızlı düşmesi ve Amerika'nın, tarihsel olarak sundukları muazzam hizmetlere rağmen ajanı Beşar'dan ve avenelerinden vazgeçerek bu alternatifi sunmak zorunda kalması, ümmetin direniş, sabır ve kararlılık konusundaki yüksek kabiliyetini göstermektedir; üstelik tüm bunlar, ümmet henüz gerçek ve samimi bir liderliğin etrafında toplanmadan gerçekleşmiştir.

Esad rejiminin devrilme tarihinin üzerinden bir buçuk yıldan fazla bir zaman geçmesinin ardından, yeni yöneticiler sahip oldukları İslami cihatçı geçmişlerine rağmen ancak onlar, gün geçtikçe ümmetin düşmanlarıyla olan bağlarını ve Allah’ı, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i ve canından ve malından en değerli varlıklarını feda edip sabreden ümmeti razı etmek yerine düşmanları razı etmeye yönelik hırslarını kanıtlamışlardır. Bu durum, yeni devletin yönetimine, garip bazı farklılıklarla birlikte yıkılan rejimin koyduğu kural ve kanunlar yoluyla başlama konusundaki ısrarları sayesinde daha da açık bir hale gelmiştir; zira suçlu Beşar, yasaları bir gecede çıkarır; konuşmaktan daha çok icraat yapar, öldürür, yakar ve yıkardı. Şimdiki ajanlar ise ne bir kanunu değiştirebilecek ne de bir işi düzeltebilecek güçtedirler. İşte bunun son örneği; geçmişteki suçlu çetenin temel unsurlarından ve eski bir suçlu olan, suçlarıyla tanınan ve aleyhindeki şahitlerin sayılması bile zor olan bir figürün gıyabında yürütülen gülünç yargılamadır.

Allah Azze ve Celle’nin sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık için yegane çare ve şifa olsun diye indirdiği İslam şeriatıyla hükmetmek yerine; suçluların ve zalimlerin ölçüsüne göre ayrıntılı olarak ithal edilmiş sistemlere ve kısır kanunlara razı olmanın bedeli işte budur.

Şüphesiz ki bizler, İmam Malik Rahimehullah’ın şu sözünü hatırlamadıkça bu zilletten çıkamayacağız: “Bu ümmetin evveli ne ile ıslah olduysa, sonra gelenleri de ancak aynı şey ile ıslah olacaktır.” Aynı şekilde Ömer İbn Hattab Radıyallahu Anh’ın şu sözünü: “Allah bizi İslam'la şereflendirdi. Allah’ın verdiği şereften başka bir şeref ararsak Allah bizi yeniden zelil kılar.”

Mevcut vatancılıkları kaldırıp atmadıkça, Müslüman ülkelerin arasındaki yapay sınırları yıkmadıkça, zararlı yöneticileri alaşağı etmedikçe ve kelimemizi bir araya getirip kalplerimizi birleştirecek ve kendisiyle korunup arkasında savaşacağımız Raşid bir Halifeye Allah’ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünneti üzere biat etmedikçe bizim için hiçbir kurtuluş ve izzet yoktur. Bunun dışındaki her şey zaman kaybından, kanların ve enerjilerin heder edilmesinden ibarettir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
El-Muntasır Billeh El-Humsi

Devamını oku...

Trump’ın NATO’daki Çelişkisi: Strateji Pahasına Berlin’i Cezalandırıp Varşova’yı Ödüllendirmek

Haber-Yorum

Trump’ın NATO’daki Çelişkisi: Strateji Pahasına Berlin’i Cezalandırıp Varşova’yı Ödüllendirmek

Haber:

ABD Başkanı Trump, Pentagon'un bu ülkede daha önce planlanan bir muharebe tugayının konuşlandırılmasını askıya aldığını açıklamasından günler sonra, Amerika Birleşik Devletleri'nin Polonya'ya 5000 ek asker daha göndereceğini duyurdu. (Arabic.RT)

Yorum:

Trump, Avrupa’nın geçmişte Amerika’nın korumasına fazlasıyla güvendiğini, ancak NATO’da harcamaları artırmayı taahhüt etmediğini; yani Amerika’nın sağladığı koruma ve genel olarak Avrupa kıtasına, özellikle de Almanya’ya hizmet eden büyük katkıya karşılık maddi katkısını yükseltmediğini söylüyor; zira Almanya Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip olmasına rağmen savunma katkısı oranında İspanya veya Polonya gibi ülkelerle aynı seviyede yer almaktadır. İşte bundan dolayı Trump'ın, “bedavaya koruma yok” ilkesine dayanan politikası şekillenmiştir; dolayısıyla buna göre kim korunmak istiyorsa, bunun bedelini Amerikan silahı satın alarak ve eğitim, planlama, tatbikatlar ile bu silahların işletilmesi için gereken her konuda Amerika'nın uzmanlığına dayanarak ödemek zorundadır.

Ancak bu mantık; ittifakın üyesi ve Rusya sınırına en yakın olan Polonya’ya 5000 Amerikan askeri gönderme yönündeki son kararıyla açıkça çelişmektedir. Peki Trump’ın davranışındaki bu çelişki; “Amerika'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı katastrofik (feci) bir siyasi hata ve uluslararası hukukun açık bir ihlali” olarak nitelendirerek eleştiren Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier üzerinden Almanya’ya yönelik bir cezayı mı temsil etmektedir? Berlin ile Washington arasındaki ilişkilerde derin bir çatlak oluşturan bu durum; Polonya'nın ittifaka katkısı Almanya'nın katkısının dörtte birini bile geçmemesine ve ekonomisi, kendi üretimine bağlı olmaktan daha çok yardımlara bağlı olmasına rağmen, Trump'ı Almanya'dan 5000 asker çekip Polonya'yı aynı sayıda askerle ödüllendirmeye iten temel sebep olduğu görünmektedir.

İşte burada, ABD Başkanı'nın İran ile savaşa girmesinden ve hemen ardından gerçekleştirdiği Çin ziyaretinden bu yana davranışlarının belirgin bir özelliği haline gelen bu çelişkili ve çalkantılı “Trumpvari” davranışı ortaya çıkmıştır; zira onun sarsılan kişiliği ile açıklamalarındaki ve duruşundaki dengesizlik net bir şekilde açığa çıkmıştır. İşte bu çalkantılı durum, Amerikan Kongresi’ni, askeri faaliyetlerini kendi uygun gördüğü şekilde sonlandırması için (süresi zaten dolmuş olan) 60 günlük azami bir mühlet belirlemeye ve aynı zamanda Kongre’ye danışıp onayını almadıkça yeni herhangi bir askeri maceraya girmesini de tamamen yasaklamaya sevk etmiştir.

Trump ve yönetiminin liderliğindeki Amerika; kendisini bu savaşın tehlikelerine ve anlamsızlığına karşı uyaran ve İran’ın nükleer programına ilişkin raporların doğru olmadığını teyit eden Amerikan istihbarat raporlarını görmesini engelleyecek derecede megalomani (büyüklük hezeyanı) ve kibir hastalığına yakalanmıştır. Ayrıca bu narsisizm (bireyin kendi bedenine ve zihnine aşırı hayranlık duyması); Trump’ın ve savaş bakanının, Orta Doğu'daki bir savaşın ne kadar anlamsız ve beyhude olduğu konusunda son derece deneyimli olan ve İran'a karşı, hepsi Amerika ekonomisi ve geleceği için başarısızlıkla ve felaketle sonuçlanacak 16 farklı savaş senaryosu hazırlayan ordu komutanları ile generallere karşı gözlerinin kör olmasına neden olmuştur. Dolayısıyla Trump, onlara kulak vermek yerine görevden uzaklaştırmış ve kendi görüşünü takip etmiştir.

Amerika'nın şu anda yaşadığı sonuç ise acı bir gerçeklikten ibarettir: Zira kamu borcu yılda 2 trilyon Dolar oranında artmış olup özellikle İran'a karşı yürüttüğü savaşta kendisine destek vermeyi reddeden müttefikleri olmak üzere ülkeler, onun politikalarına isyan etmiştir. Hatta Amerika'nın yaptırımlarından korkan ve yaptırımlar için kılı kırk yaran Çin ve Rusya gibi ülkelerin gözünde bile Amerika'nın heybeti düşmüş ve Washington’ın geleneksel müttefikleri ise şüphe ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak yeni ilişkiler ve güven köprüleri inşa etmek amacıyla yüzlerini bu rakiplere çevirmişlerdir. Nitekim bu sahneye, Allahu Teala’nın şu kavli intibak etmektedir: يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ “Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin eliyle harap ediyorlardı. İbret alın ey akıl sahipleri!” [Haşr 2]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...

1447 Yılı Mübarek İydü’l Edha Tebriki

1447 Yılı Mübarek İydü’l Edha Tebriki

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur:  «إِنَّ أَعْظَمَ الْأَيَّامِ عِنْدَ اللهِ يَوْمُ النَّحْرِ» “Allah katında günlerin en büyüğü Kurban Bayramı günüdür” Bu mübarek gün münasebetiyle ve Allah Azze ve Celle’nin şiarlarını yüceltmek amacıyla diyoruz ki:  ﴿ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ “İşte kim Allah’ın belirlediği şiarları yüceltirse, hiç şüphesiz ki bu kalplerin takvâsındandır.” [Hac 32] İslam ümmeti, kendisini yüzüstü bırakan ve düşmanına teslim eden yöneticiler sebebiyle ağır musibetler yaşamaktadır. Bu durum kalplerimizi acı ve hüzünle doldursa da, aziz, sabırlı ve ecrini Allah’tan bekleyen İslam ümmetinin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimizle tebrik eder; Allah’tan bu bayram günlerini bereket, zafer ve izzet günleri kılmasını niyaz ederiz.

Ayrıca hem bizim hem de Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Başkanı ile onun tüm departman ve birimlerinde çalışan tüm erkek ve kız kardeşlerimizin tebriklerini, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil âlim Atâ b. Halil Ebu Raşta’ya (Allah onu korusun) iletmekten mutluluk duyar, Yüce Mevla’dan ümmetin yakında kendisine Raşidi Hilafet biati ile biat etmesini dileriz. Hilafet ümmetin yaşadığı zillet çağını sona erdirecek, zafer, kurtuluş ve hakimiyet (temkin) çağını başlatacaktır. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:  ﴿وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55]

Bu yıl Kurban Bayramı, İslam Ümmeti’nin sömürgeciliğin acımasız baskısı altında hâlâ inlemeye devam ettiği bir zamana rast gelmektedir. Zira sömürgecilik, Filistin, Lübnan, Sudan, İran, Yemen ve Şam başta olmak üzere birçok İslam ülkesinde İslam ümmetini bayram sevinci ve huzurundan mahrum bırakmıştır. İslam ümmeti de bayram sevincinden ve o faziletli günlerin neşesinden mahrum kalmıştır.  ﴿وَلَيَالٍ عَشْرٍ “Ve on geceye (andolsun)” [Fecr 2]

Esip gürleyen küstah Trump, Müslümanları ve beldelerini bombalamakta, kendisine boyun eğmedikleri takdirde onları cehennemle tehdit etmektedir. Onun bitişiği ve benzeri olan Netanyahu da İslam beldelerinde terör estirip vahşet saçmakta, Ortadoğu’yu kendi vizyonu ve hayalleri doğrultusunda yeniden şekillendirmekle tehdit etmektedir. Diğer sömürgeci devletler ise (İngiltere, Fransa, Avustralya, Almanya vb.) kurban biz olduğumuz ve acı onların değil bizim canımızı yaktığı sürece ya bu ikisini destekleyip arkalarını sıvazlamaktalar ya da mazluma yardım etmek veya feryat edenin imdadına koşmak için kıllarını bile kıpırdatmadan olan biteni sadece izlemektedirler. Müslümanların yöneticileri ise bundan daha beterdirler; zira bizimle birlikte olmak yerine bize karşı komplo kurmaktalar, Amerika’ya küstahlığında, Yahudilere de cürümlerinde yardım etmektedirler. İçlerinden en akıllı olanları ise, sadece kurbanların istatistiğini tutmakla veya ikiyüzlü dilleriyle olup bitenleri sadece kınayıp lanetlemekle yetinmektedirler.

İşte bunlar hayatımızı karartan ve bayram sevincimizi kursağımızda bırakan unsurlardan sadece bir kısmıdır. Fakat buna karşılık yakın bir sevincin ve bir uyanışın müjdeleri de hala ardı ardına gelmeye devam etmektedir. Dalga dalga gelen bu uyanış, masayı sömürgeciliğin başına yıkacak, siyasi sahneyi müminleri sevindirecek şekilde yeniden şekillendirecektir. Zira İslam Ümmeti günden güne azmini bilemekte, Batı’nın hiç beklemediği bir dirayet ve kararlılık sergilemektedir. Ümmet, artık yöneticilerini tekfir etmeye başlamış, en zifiri karanlık anlarında ve en zor şartlarda kendisini yüzüstü bırakan bu hainlerin çirkin yüzleri ve ihanetleri açığa çıktıktan sonra artık hiçbirine güvenmez olmuştur. Sadece bu kanaat bile, özlemi duyulan değişim sürecinde büyük bir fark yaratmaya yeterlidir:  ﴿إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” [Rad 11] Allah’tan o günün çok yakın olmasını niyaz ediyoruz.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:  «مَا مِنْ أَيَّامٍ الْعَمَلُ الصَّالِحُ فِيهِنَّ أَحَبُّ إِلَى اللهِ مِنْ هَذِهِ الْأَيَّامِ الْعَشْرِ»، فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، وَلَا الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ؟ فَقَالَ ﷺ: «وَلَا الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ، إِلَّا رَجُلٌ خَرَجَ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فَلَمْ يَرْجِعْ مِنْ ذَلِكَ بِشَيْءٍ» “Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce’nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur. “Ya Rasûlullah, Allah yolunda cihat da mı?” Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka.” İşte bu, Allah’a yönelen her kul için bu mübarek günlerde istifade edebileceği muazzam bir fırsattır. Günümüzün en büyük farzını gerçekleştirmek için çalışmak amacıyla elini ve çabasını davet taşıyıcılarının çabalarıyla birleştirmelidir. Günümüzün en büyük farzı da kuşkusuz Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmaktır. Yeniden insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olabilmemizin ve İslam ile izzet bulabilmemizin yegâne yolu budur.

Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallahu Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير
  Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Mali'deki Olaylar, Amerika İçin Bölgenin Anahtarıdır

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Mali'deki Olaylar, Amerika İçin Bölgenin Anahtarıdır

 

Unutulmuş yerlerin anahtara dönüştüğü ve kaosun, nüfuz haritalarının çizildiği yeni bir dil haline geldiği bir dünyada; Afrika Sahel’in derinliklerinde, ilk bakışta uluslararası karar merkezlerinden uzak bir ülke gibi görünen Mali’de, bugün yüzeyde görünenden çok daha karmaşık bir denklem şekillenmektedir. Zira peş peşe yaşanan olaylar, sadece geçici bir güvenlik kargaşası değildir; aksine Mali, haftalardır coğrafi sınırları aşarak bizzat dünya düzeninin yapısına uzanan uluslararası bir dönüşümün tırmanışına ve derin sarsıntılarına tanıklık etmektedir.

Mali artık bir güvenlik dosyası olarak değil, aksine büyük güçlerin iradeleri için bir anahtar testi olarak okunmaktadır; nitekim geleneksel güçlerin geri çekilişi ile yeni aktörlerin yükselişi arasında, yaşananların bir krizin sonu değil; bilakis tüm Afrika Sahel’in konumunu yeniden tanımlayabilecek bir sürecin başlangıcı olduğuna dair işaretler yoğunlaşmakta olup bu süreç, gölgeleri Mağrip ve Afrika’nın derinliklerine kadar uzanan daha geniş müdahale projeleri için bir geçiş kapısına dönüşebilir. Burada sahneyi sadece analiz açısından değil, bilakis aynı zamanda kaos geçici bir durum olmaktan çıkıp stratejik bir yönetime dönüştüğünde daha tehlikeli olabilecek olanı öngörme açısından da okuyoruz.

Birincisi: Mali'de ne değişti?

Mali, haftalardır askeri operasyonlarda tehlikeli ve benzeri görülmemiş bir tırmanışa tanıklık ediyor; bu durum başkent Bamako’nun eteklerine kadar ulaşmış olup bu da devletin varlığını tehdit etmekte ve Afrika Sahel bölgesindeki nüfuz haritasını yeniden şekillendirmektedir. Bu yeni şiddet dalgasını, 2020 yılından bu yana ülkeyi kasıp kavuran dönüşümlerden bağımsız olarak anlamak mümkün değildir; bu nedenle onlardan bazılarını ele alacağım:

Eski denklemin çöküşü ve askeri konseyin meşruiyeti:

Askerî konsey meşruiyetini, ulusal egemenliği yeniden tesis etme ve Batı’nın askerî varlığını sona erdirme üzerine kurmuştu; ancak bu vizyon, Fransız güçlerinin tamamen çekilmesinin (Barkhane Operasyonu) ve BM misyonunun (MINUSMA) sona ermesinin ardından oluşan güvenlik boşluğu sonucunda çökmüştür. Bunun üzerine 2023 yılının sonlarında, silahlı grupların kontrol alanlarını genişletmek için yararlandıkları büyük bir güvenlik boşluğu oluşmuştur. Zira Rus müttefik, (2025 yazında Wagner’in yerini alan) Afrika Kolordusu Grubu aracılığıyla istikrarı sağlama konusunda başarısız olmuş ve insani durumu daha da kötüleştiren hak ihlalleri raporlarının ortasında kilit noktalardan geri çekilmiştir. (Sky News, 3 Mayıs 2026).

Ayrıca savaşın doğası sınır çatışmasından iç kuşatmaya dönüşmüş ve altyapılar ve temel malların tedarik zincirleri hedef alınarak devleti ekonomik ve insani açıdan boğmayı hedefleyen kapsamlı bir stratejiye evrilmiştir; bu da bizzat başkenti tehdit etmiş ve hükümet güçlerinin acizliğini ortaya koymuştur.

Silahlı gruplar arasında stratejik bir ittifakın oluşması:

Daha önce birbiriyle çatışan gruplar resmen ittifaklarını ilan etmiş; 2024 yılında Tuaregleri ve Arapları kapsayan birleşik bir varlık olarak yeniden oluşturulan Azavad Kurtuluş Cephesi, Cezayir denetimindeki 2015 Barış Anlaşması’nı reddetmiş, kuzey için tam özerklik talebini yenilemiş ve (El Kaide’nin yerel kolu olan) cihatçı grupla askerî bir ittifak kurmuştur; bu da hükümet güçlerine karşı askerî uzmanlıkların, insan ve lojistik kaynakların birleşmesine yol açmıştır. Bu ittifak ise, aralarındaki büyük fikrî farklılıklardan dolayı ancak dış destekle mümkün olabilir.

İkincisi: Amerika'nın genişlemede bir çıkarı var mı?

Evet, Amerika’nın gerçekten Sahel bölgesinde ve genel olarak Afrika’da çıkarları vardır; zira Amerika, Rus ve Çin nüfuzunun artmasını istemediği gibi (uranyum, altın, nadir toprak elementleri ve diğer birçoklarını) güvence altına almaya ve Çin’i bunlardan mahrum bırakmaya ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca orada sürekli ürettiği ve kullandığı bir gerekçe de vardır ki o da, aşırıcı örgütlerle mücadele.

Ancak Amerika’nın stratejisi, güvenlik ortaklıkları ve sınırlı üsler aracılığıyla genellikle dolaylı olmakta ve bölgesel müttefikler aracılığıyla hareket etmektedir. Onu doğrudan müdahaleden engelleyen birkaç faktör vardır ki bunlardan bazıları şunlardır:

- Sahel ülkelerindeki halkın, Fransız deneyiminden sonra herhangi yeni bir yabancı varlığı reddetmesi.

- Egemenliğe eğilimli olan ve dış dikteleri nispeten reddeden askerî rejimlerin yükselişi.

- Mağrip Arap ülkelerindeki (Fas, Tunus, Libya) jeopolitik karmaşıklık; çünkü her ülkenin kendine özgü hesapları vardır.

Bu nedenle istihbarat faaliyetlerinin yoğunlaştırılması, daha istikrarlı komşu ülkelere dolaylı destek verilmesi ve Mali’deki kaosun, dönüşümleri izlemek ve bölgenin tamamındaki nüfuzu yönetmek için bir dayanak noktası olarak kullanılması yoluyla dolaylı müdahalenin daha olası olduğunu görmekteyiz.

Burada gizli çatışmayı gözlemliyoruz ancak farklı bir doğayla; zira Amerika, nüfuz alanındaki rakipleriyle dolaylı bir şekilde karşı karşıya gelmektedir:

Çin: Bölgede nüfuzunu dayatmaya çalışmak için krediler, yollar ve limanlar aracılığıyla uzun soluklu bir sakinlikle hareket etmekte olup, onun mücadelesi siyasi olmaktan çok ekonomiktir.

Rusya: Güvenlik araçlarına sahip olup, kaos ve boşluk içinde oynamakta ve belirgin siyasi hırsları olmadan bazen nüfuz oyunuyla etki etmektedir ama Mali’de ağır bir darbe almıştır.

Geleneksel Batı: Yani eski sömürgeci; bugün daha zayıf ama eski nüfuzunun çöküşünü engellemeye ve gücü yettiğince onu yeniden elde etmeye çalışmaktadır.

Onlar Washington’a karşı birleşik bir ittifak değillerdir; aksine onlardan her birinin bağımsız hedefleri vardır; Amerika ise tam bir kontrol aramamakta ancak kendisi için tehlike oluşturacak ya da ona rakip olacak herhangi bir nüfuzu da istememektedir. Buna göre bölge, içinde farklı projelerin kesiştiği açık bir saha olarak kalmaya devam etmektedir; en azından şu ana kadar hiçbir taraf burada tam bir kontrol sağlayabilmiş değildir.

Üçüncüsü: Mali nasıl yabancı müdahalenin bir kapısı olabiliyor?

Tüm dış müdahale güvenlik boşluğu aracılığıyla başlamakta olup Mali bugün, devletin kırılganlığı ile silahlı aktörlerin çokluğunun acısını çekmektedir; bu da terörle mücadele başlığı altında hazır bir gerekçenin oluşmasına neden olmaktadır. Nitekim Amerika, bölgedeki istihbarat ağını yeniden kurmaya, geniş çaplı bir konuşlanma olmaksızın gözetim ve sınırlı saldırılar yoluyla destek sağlamaya ve kendisini, daha önceki geleneksel müdahalelere göre daha düşük maliyetli bir alternatif olarak sunmaya çalışmaktadır.

Böylece Mali, varlığın genişletilmesini meşrulaştıran bir güvenlik laboratuvarına dönüşmekte ve (şu anki karmaşık durumuna rağmen) Nijer, Çad ve Gine Körfezi ülkeleri gibi devletlerle ortaklıkların güçlendirilmesi yoluyla Mali çevresi üzerine baskı uygulanmaktadır.

Amerika, varlığını meşrulaştırmak için düşmanların yayılmasını engelleme sloganını kullanmakta; böylece terörle mücadele ile rakip nüfuzun önlenmesinin arasını birleştirmekte ve bu doğrultuda Mağrip Arap’a doğru genişlemektedir; ancak bu, doğrudan askerî bir şekilde değildir; çünkü Afrika Sahel bölgesindeki herhangi bir kötüleşme, Cezayir ve Libya’ya yansıyabilir, sınırların izlenmesi ile kaçakçılıkla mücadele bahanesi altında istihbarat iş birliğini zorunlu kılabilir ve bundan dolayı da Mağrip Arap içindeki ortaklıklar yeniden düzenlenebilir.

Başka bir ifadeyle Mali, kuzeyde nüfuz kanallarını açmak için kullanılan tehditlerin üretildiği bir nokta haline gelmiştir; böylece Washington, kademeli bir şekilde (güvenlikten ortaklıklara ve bölgesel nüfuza) sızmaktadır.

Bu başarı, bölge ülkelerinin bu genişlemeyi ne ölçüde kabul edeceğine veya herhangi bir gücün, kaosun hegemonyaya dönüşmesini engelleyecek dengeleri yeniden üretebilme gücüne bağlı kalmaya devam etmektedir.

“İslam döneminde kendisi için özel ve refah dolu bir modelin nasıl formüle edildiğini bilen Afrika, saha konumundan çıkıp etkin bir konuma geçmeye muktedirdir. Tarih hazır çözümler sunmaz, ancak bir pusula sunar; pusulaya sahip olan kimse ise yolunu kaybetmez.

Genel olarak Afrika, özel olarak da oradaki Müslüman ülkeleri, pusulanın, acı çekmiş ve hâlâ acı çekmeye devam eden bu kıta için izzet, adalet ve özgürlük gerçekleştirecek ideolojik bir sisteme doğru yöneldiğini bilmektedir; bunu ise ancak İslam ideoloji gerçekleştirebilir; zira halkların işlerini gözetmenin anlamını bilen, hakları sahiplerine geri verecek olan ve tüm şekilleriyle ve herhangi bir isim altındaki sömürgeciliği çıkaracak olan sadece İslam ideolojidir.

Bu halkları köleleştiren, onları kendi kölesi olmaya zorlayan ve ülkelerinin servetlerini yağmalayan sömürgeciliğin tam tersine İslam; köleleri özgürleştirmekte, tüm tebaası için İslam potası içinde halkların özgürlüklerini sağlamakta ve onlar için bilimsel, ticari ve insani bir refah gerçekleştirmektedir.

Bugün karar bu kıtanın evlatlarının elindedir; haydi o zaman ajan yöneticilerden kurtulmak, sömürgeciyi çıkarmak, Allah’ın kelimesini yüceltmek ve İslami hayatı yeniden başlatmak için harekete geçsinler. Böylece gençleri ve servetleriyle İslam ümmeti onlara yardım edecektir; zira İslam davası tektir ve hepimiz tek bir Hilafetin, tek bir devletin ve tek bir dilin çatısı altında olacağız.

O halde İslami hayatı yeniden başlatmak ve ırkçı, vatancı ve etnik asabiyetleri reddetmek için çalışanlarla birlikte hareket edelim ki böylece bu ümmet için tek birleştirici unsur olan İslam’ın potasına geri dönebilelim.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِن يُرِيدُوا أَن يَخْدَعُوكَ فَإِنَّ حَسْبَكَ اللَّهُ هُوَ الَّذِي أَيَّدَكَ بِنَصْرِهِ وَبِالْمُؤْمِنِينَ * وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً مَّا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ أَلَّفَ بَيْنَهُم إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ “ Seni aldatmaya kalkışırlarsa kuşkusuz Allah sana yeter; yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O’dur. Müminlerin gönüllerini birleştiren de O’dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını düzeltti. O izzet ve hikmet sahibidir. ” [Enfal 62-63]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Tehdit İle Anlaşma Arasında... ABD-İran Çatışması Neyi Ortaya Çıkardı?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Tehdit İle Anlaşma Arasında... ABD-İran Çatışması Neyi Ortaya Çıkardı?

Haber:

Pakistan'ın, ABD ile İran arasında ilkeler anlaşmasına varılmasının yakın olduğunu duyurması.

Yorum:

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki çatışmanın ilk anından itibaren Amerikan açıklamalarının tonu yükselerek İran’ı ezme ve onu taş devrine geri döndürme tehdidine kadar ulaştı; nitekim peş pese Amerika’nın ilan ettiği hedefleri gerçekleştirecek askerî bir sonuca doğru ilerlediğini ima eden açıklamalar geldi. Ancak haftalar süren bombardıman ve yıkımın ardından hedefler gerçekleşmemiş, durum yerinde saymaya devam etmiş ve Amerika kendisini, açık bir ufku olmayan maliyetli bir tükenmişlik bataklığının içinde bulmuştur. Bunun üzerine savaşı zayıf bir çıkışla durdurmaya çalışmıştır. Nitekim çatışmanın alevi sakinleşir sakinleşmez arabulucular yeniden harekete geçmiş, müzakere kanalları yeniden aktifleşmiş ve iki taraf arasında yakın zamanda bir anlaşma yapılacağına dair söylemler yükselmeye başlamıştır.

Nitekim kısa bir süre içinde ilan edilen hedefler değişmiştir; zira İran’ın nükleer programını durdurma, uranyum zenginleştirmesini engelleme ve füze programını durdurma söyleminden, savaş öncesinde zaten mevcut olan Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliği ve geçiş serbestiyetine odaklanılmasına geçilmiştir. Bu da ABD’nin ilan ettiği hedefleri ne ölçüde dayatabildiği ve gerçekte sahada neyin gerçekleştiği konusunda birçok soruyu gündeme getirmiştir.

Ayrıca olaylar, ne kadar büyük olursa olsun askeri gücün, mutlaka tüm siyasi hedefleri gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına geldiğini de ortaya koymuştur. Zira dünya, karşılıklı saldırıları ve bölgeye isabet eden gerilimi takip etmiş ve büyük tehditlerin, medya söylemlerinde tasvir edildiği gibi kesin sonuçlara dönüşmediğine şahit olmuştur.

Bu gelişmeler, Amerika’nın uluslararası imajı üzerinde etkiler bırakmış ve uluslararası sistemin doğası ile onun içindeki güç dengelerinin geleceği hakkında geniş çaplı bir tartışmayı tetiklemiştir. Tehdit ile sonuç arasındaki uçurum ne kadar genişlerse, büyük güçlerin geçmiş on yıllarda olduğu gibi iradelerini dayatmayı sürdürme güçleri hakkındaki sorgulamalar da bir o kadar artmıştır.

Uluslararası sistemin çöküşünün, birinci devletin merkezinin sarsılmasının, dünya liderliği konusunda acziyetinin ortaya çıkmasının ve dünyaya adalet ve merhametle liderlik edecek -ki buna sahip olan sadece İslam ümmetidir- hadari bir alternatifin bulunmamasının gölgesinde İslam ümmetinin görevi, sadece uluslararası güçler arasındaki çatışmayı izlemekle yetinmek değil, aksine konumunu ve hadari risaletini yeniden tesis etmek için çalışmaktır. Zira milletler sadece başkalarının zayıflığıyla kalkınmazlar; aksine adalete, hakka ve insanların işlerini gözetmeye dayanan net bir projeye ve bağımsız bir vizyona sahip olduklarında kalkınırlar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ “Allah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Madem uluslararası dönüşümler yeni kapılar açıyor, o halde İslam ümmetinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, dünyaya, adalet, merhamet ve hidayet risaleti olan kendi risaletini yeniden taşımaya geri dönmesidir ki böylece Allah’ın kendisinden istediği gibi insanlara şahitlik eden bir ümmet olabilsin; böylece de şu ya da bu eksenin peşinden giden değil, aksine insanı kalkındıran ve tüm insanlık için hayrı gerçekleştiren bağımsız bir projenin sahibi olabilsin.

Umulur ki Allah Subhanehu ve Teala’nın, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetine, yeryüzünde egemenlik ve iktidar vaadi yakında gerçekleşir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Şeyh Muhammed İbrahim - Lübnan

Devamını oku...

Tayvan Manevrası: ABD’nin Zayıf Noktalarının Açığa Çıkması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Tayvan Manevrası: ABD’nin Zayıf Noktalarının Açığa Çıkması

 

Haber:

Trump'ın Tayvan konusundaki manevrası, aslında Çin için bir hediyedir. (New York Times)

Yorum:

Trump'ın ABD'nin Tayvan'a silah satışına ilişkin son açıklamaları Doğu Asya'da jeopolitik gerilimleri tırmandırırken, aynı zamanda Amerika'nın küresel nüfuzunun giderek artan kırılganlığını da açığa çıkarmıştır. Pekin'de Şi Cinping ile gerçekleştirdiği zirvenin ardından Trump, Tayvan için planlanan 14 milyar Dolarlık silah paketini ertelediğini duyurdu ve bu hamleyi Çin ile yapılacak daha kapsamlı görüşmelerde “çok iyi bir pazarlık kozu” olarak nitelendirdi. Bu açıklama anında, Washington’un artık Tayvan’a stratejik bir taahhütten ziyade, ticaret ve bölgesel güvenliği kapsayan daha geniş bir jeopolitik pazarlığın parçası olan bir baskı kartı olarak bakabileceğine dair spekülasyonlara yol açmıştır.

Çin bu açıklamaları hızla istismar etmiştir; zira onun resmi medya organları Trump’ın açıklamalarını, Amerika’nın Tayvan’a desteğinin şartlı olduğunun ve nihayetinde karşılıklı çıkarlara dayandığının bir kanıtı olarak servis etmiştir. Nitekim yetkililer ve yorumcular, Tayvan liderliğinin, özellikle de Başkan Lai Ching-te ile Demokratik İlerleme Partisi’nin, artık Amerika’nın otomatik desteğine güvenemeyeceğini tartışıyorlar. Çin’in mesajları, Tayvan’ın güvenliğinin sadece Washington’dan yapılan askeri alımlarla garanti altına alınamayacağını vurguladı ve ada, rekabet eden büyük güçler arasında bir pazarlık kozuna dönüşmeye açık olarak tasvir edildi. Böylece zirve sırasında kamuoyunun dikkatini Tayvan'a çekmek yoluyla Pekin, diplomatik diyalogun gidişatını, Amerika'nın İran konusunda kendisine baskı uygulama çabalarından uzaklaştırmayı başardı.

Amerika'nın, Çin'in nüfuzunu kullanarak İran'a baskı yapmayı ve böylece deniz ulaşım yollarının açık kalmasını ve Körfez'deki gerilimi düşürmeyi umduğu, ancak Çin'in bunu reddettiği bildirildi. Çin ise, İran ile ABD arasındaki müzakereleri teşvik etmesine rağmen; İran'dan petrol almaya devam edeceğini ve onu ekonomik olarak izole etmeye yönelik hiçbir çabaya katılmayacağını açıklamıştır. Bunun bir sonucu olarak zirve, İran konusunda kayda değer somut bir ilerleme sağlayamamıştır; bu da Washington'ın şu anda Pekin üzerinde sahip olduğu nüfuzun sınırlılığını ortaya koymaktadır.

Washington zirveye İran konusunda Çin ile işbirliği arayışıyla katılmıştı; ancak bunun yerine kendisini Pasifik'teki taahhütlerini savunurken ve aynı zamanda Tayvan'a yönelik tutumunu hafifletirken bulmuştur. Zirvenin önemi sadece Tayvan veya İran ile sınırlı değildir; aksine uluslararası güç dengelerinde daha geniş çaplı bir dönüşümü de yansıtmaktadır; zira Çin, küresel diplomasinin kalbindeki konumunu güçlendirirken aynı zamanda ABD’nin güvenlik garantilerine olan güven düzeyi sürekli aşınmıştır. Nitekim dünya ülkeleri, ABD’nin ittifaklarının güvenilirliğinden şüphe duymaya başlamıştır; zira ABD, stratejik çıkarlar değiştiğinde uzun vadeli taahhütlerini yeniden müzakere etmeye daha çok hazır gibi görünmektedir. Aynı zamanda Çin ve Rusya arasındaki koordinasyon da derinleşmiştir; zira her iki güç de ABD’nin nüfuzunun gerilemesini istismar etmektedir. Tüm bu olaylar göz önüne alındığında, nihayetinde zirve doğrudan sonuçlarıyla değil, aksine Washington yerine Pekin'in uluslararası siyasete ve ekonomik güce yön vermede baskın olduğu yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkışının bir başka işareti olarak hatırlanabilir.

Sonuç olarak bu durum, İslam beldelerinde ortaya çıkan çatışmaların, büyük güçler arasındaki daha geniş çaplı bir rekabete nasıl entegre edildiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Çin, İslam beldelerindeki istikrarsızlık durumunu, stratejik bir avantaja dönüştürmeyi başarırken; Müslüman ülkeler düşmanlarına boyun eğmeye ve tepkilerinde dağınık olmaya devam etmektedir; bu da ortak siyasi hedefler doğrultusunda sonuçları şekillendirebilecek kolektif nüfuzlarını sınırlandırmaktadır. Tüm bunların sebebi; uluslararası siyasetin dinamiklerini, ideolojik hedeflerimiz ve küresel emellerimiz doğrultusunda somut bir biçimde değiştirebilecek koordineli bir gücün ortaya çıkmasını engelleyen Hilafetimizin yokluğudur.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem İbn Sabit - Amerika

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER