Cumartesi, 06 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/10/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

1919 Yılında Hilafeti Desteklemek İçin Leknev'de Düzenlenen Konferans

  • Kategori Makaleler
  •   |  

1919 Yılında Hilafeti Desteklemek İçin Leknev'de Düzenlenen Konferans

Sömürgeci İngilizlerin işgali altında olmalarına rağmen, Hint Alt Kıtası'ndaki Müslümanlar, Hilafetin yıkılmasının ufukta belirdiği bir zamanda onu desteklemek için ellerinden gelen tüm çabayı sarf ettiler. Zira 21 Eylül 1919'da, Hindistan'daki Müslümanlar, Hilafeti desteklemek ve onun bölünmesini reddetmek amacıyla Leknev'de bir konferans düzenlediler. Konferansta şu açıklama yapıldı: “Türkiye’nin planlanan bölünmesi, Türk İmparatorluğu’nu oluşturan parçalardan bir dizi küçük devletin kurulması ve gayrimüslim güçlerin bu devletler üzerinde manda yönetimi haline getirilmesi, Hilafete yönelik tahammül edilemez bir müdahaledir ve İslam dünyasında kalıcı bir öfkenin tohumlarını ekecektir.”

17 Ekim 1919'da, Hilafetin korunması çağrısında bulunmak için “Hilafet Günü” ilan edildi. Urduca dilinde Hilaf “Khilaft” şeklinde adlandırılır. Nitekim Müslümanlar arasında “Hilafet Komiteleri” kurulmuş, Hilafet konferansları düzenlenmiş, Hilafeti kurtarmak için para toplanmış ve üzerine Kur'an-ı Kerim'den çevrilmiş ayetler işlenerek “Hilafet Rupisi” basılmış ve ayrıca “Hilafet” adında bir dergi de yayınlanmıştı.

Ardından Türk milliyetçisi Mustafa Kemal 3 Mart 1924’te son darbeyi vurarak Hilafeti yıkmaya yöneldiğinde, Hint Alt Kıtası'ndaki Müslümanlar öfkelenmiştir. 9 Mart 1924'te Müslümanlar, Hilafeti korumak amacıyla etkinlikler düzenlemek üzere bir araya gelmişler ve Hilafeti kaldırılmasının “habis emellere kapı açacağı” konusunda uyaran bir telgraf göndermişlerdir. Ayrıca azledilen Halife II. Abdülmecid’in Cuma namazında adının anılmasını talep eden bir genelge yayınlanmıştır.

Ey Hint Alt Kıtası'ndaki Müslümanlar ve ey Pakistan, Bangladeş ve Hindistan’daki Müslümanlar:

Hilafetin yıkılması, hikmetli atalarımızın hakkında bizi uyardığı kötü niyetli emellere gerçekten de kapı açmıştır. Zira tüm ümmet için tek ve güçlü bir Hilafet Devleti yerine, beldelerimiz onlarca küçük devlete bölünmüş olup, bunlardan bazılarının nüfusu bir şehrin nüfusundan bile daha azdır! Kâfir Batı'nın, mandalar aracılığıyla ülkemizi doğrudan yönetmesinin ardından, bizi uzaktan yönetebilmek için başımıza kendi çıkarlarına hizmet eden yöneticiler atamıştır.

Batı’nın ajanları, Batılı ülkelere bağlı şirketlere muazzam ekonomik kaynaklarımıza ve pazarlarımıza rahat erişim imkânı sağlarken, gençlerimiz ise işsizlikle ya da geçimini sağlamak için uzak yerlere doğru tehlikeli yolculuklarla karşı karşıya kalmaktadır. Nitekim Batı'nın ajanları, sömürgecilerle askeri ittifaklar kurmuş; böylece ordularımız, terörle mücadele sloganı altında onların hedeflerini güvence altına almışlardır. Ayrıca yöneticiler ordularımızı kısıtlayarak, Filistin’i, Mescid-i Aksa'yı ve aynı şekilde işgal altındaki Keşmir’i kurtarmak için harekete geçmelerini engellemektedirler. Yine yöneticiler, Kur’an-ı Kerim ve Nebevî sünnetten istinbat edilen şer’î hükümleri uygulamıyorlar; aksine İslam’la hükmetmeye çağrıda bulunanlara zulmettikleri, onları takip edip tutukladıkları, kaçırdıkları, işkence ettikleri ve öldürdükleri bir zamanda laiklik, liberalizm, demokrasi ve milliyetçilik de dâhil olmak üzere küfür kanunlarıyla hükmediyorlar.

Tüm bu felaketler dünyadaki sonuçlardandır. Ahiretteki sonuçlara gelince; tüm Müslümanlar için tek bir Halife ikame etmek, ümmet üzerine şer'î bir farzdır. Ebu Hureyra Radıyallahu Anh’dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir: كَانَتْ بَنُو إسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ، كُلَّما هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وإنَّه لا نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ فَتَكْثُرُ، قالوا: فَما تَأْمُرُنَا؟ قالَ: فُوا ببَيْعَةِ الأوَّلِ، فَالأوَّلِ، وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فإنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ “İsrailoğulları, Nebiler tarafından siyaset ediliyordu (yönetiliyordu). Bir Nebi vefat edince, bir diğer Nebi ona halef oluyordu. Artık benden sonra Nebi yoktur. Halifeler olacak da çoğalacaklardır. Dediler ki: Öyleyse bize ne emredersiniz? Dedi ki: Önceki ilk biatınıza sadakat gösterin ve onlara haklarını verin. Muhakkak ki Allah, yönettikleri hakkında (ne yaptıklarını) onlara soracaktır.” [Buhari ve Müslim rivayet etti] "Fethu'l-Bârî Şerhu Sahîhi'l-Buhârî" kitabında İbn Hacer el-Askalânî şöyle demiştir: “Bir Halifenin ardından başka bir Halifeye biat edilirse cümlesinin anlamı şudur; ilk biat doğru olup ona sadakat gösterilmesi gerekir; ikinci biat ise batıldır.” Nevevî'nin Şerh-i Müslim adlı eserinin İmâret Kitabı'nda İmam Nevevî şöyle demiştir: “Bir Halifenin ardından başka bir Halifeye biat edilirse şeklindeki bu hadisin anlamı şudur; ilk biat doğru olup ona sadakat gösterilmesi gerekir; ikinci biat ise batıldır ve ona sadakat göstermek haram olduğu gibi onun biat talep etmesi de haramdır; ister ikincisine, birincisinin akdinden haberdar olarak veya habersiz olarak biat akdi yapsınlar; ister iki ayrı beldede ister aynı beldede bulunsunlar, isterse ikisinden biri ayrılmış olan İmamın beldesinde, diğeri de başka bir yerde olsun fark etmez.”

Peki bunun, bizim için ahiretteki sonuçları ne olacak? Bizim için İslam ile hükmeden tek bir Halife olması yerine, bizi küfür kanunlarıyla yöneten onlarca yönetici olmuştur; o halde Hizb-ut Tahrir gençleriyle birlikte Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti yeniden kurmak için çalışarak dünya ve ahirette başarı talep edelim.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan

Devamını oku...

Kırgızistan, Dini Konuları Ele Alan Blog Yazarlarına Kısıtlamalar Getiriyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kırgızistan, Dini Konuları Ele Alan Blog Yazarlarına Kısıtlamalar Getiriyor

Haber:

Kırgızistan'da dinle ilgili tüm konuları ele alan, video çeken ve podcast programları düzenleyen blog yazarlarının özel izin alması gerekecek. Bunu, Ulusal Din İşleri ve Etnik İlişkiler Ajansı'nın baş uzmanı Nurgazi Kırgızbayev açıkladı. Onun ifadesine göre, yeni yasada "dinî vaiz" terimi ortaya çıktı ve blog yazarlarının bu şarta bağlı kalmaları gerekiyor.

Kırgızbayev şöyle dedi: “Dinle ilgili bir faaliyet yürütmek isteyen kişi, Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi'ne başvurmalı, dini eğitimini kanıtlamalı ve blogunu hangi alanda yöneteceğini bildirmeli, ardından Ulusal Ajans'tan bir yıllık sertifika almalıdır. Eğer bir yıl geçtikten sonra faaliyetlerinin yanlış bir yönde ilerlediği veya yanlış bir ideolojiyi yaydığı ya da yasaya aykırı faaliyetlerde bulunduğu ortaya çıkarsa, sertifikası kısıtlanacak ve ertesi yıl kendisine verilmeyecektir. Bu, genel olarak internette podcast programları sunanlar ve dini alandaki faaliyetler hakkında konuşmak veya vaaz vermek isteyenler için de geçerlidir.”

Yorum:

Kırgızistan'da 21 Ocak 2025 tarihinde, ülkede çok sayıda kişinin karşı çıkmasına rağmen "Din Özgürlüğü ve Dini Örgütler" başlıklı yeni bir yasa kabul edilmiştir. Din İşleri Komisyonu, bu yasa çerçevesinde yeni kısıtlamalar getirmeye çalışmaktadır. Kanunda öngörülen "vaiz" terimi, din alanında çalışanların çevrimiçi ortamda ve farklı bölgelerde verdikleri dersleri izlemek ve kısıtlamak amacıyla ona dahil edilmiştir. Örneğin cami imamları, kayıtlı oldukları bölgenin dışında konferanslar veremez veya dinî faaliyetlerde bulunamazlar. Aynı şekilde, gazetecilerin veya din eğitimi almış Müslümanların, dini blogları bağımsız olarak yönetebilmeleri için Dini İşleri Komisyonu’na her yıl kayıtlarını yenilemeleri şart koşulmaktadır. Eğer onlardan biri programlarından birinde, otoritenin çıkarlarıyla çelişen veya yasaya aykırı olan farz bir şer’i hükümden söz ederse, Din İşleri Komisyonu onun faaliyetini derhal durdurma hakkına sahip olur. Kayıtlı olmayanlar ise vaaz verme hakkından mahrum bırakılırlar!

Aslında davet de iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak her Müslümanın üzerine farz olan amellerden olup, bunları terk eden kişi, namazı terk eden kimsenin günah işlediği gibi günahkâr olur. Buna ek olarak, şeriata göre iyi bildiğin bir meselede âlim sayılırsın ve bunu bilmeyenlere ulaştırıp öğretmek senin için bir farz olur; zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: فَرُبَّ مُبَلَّغٍ أَوْعَى مِنْ سَامِعٍ “[Bir söz] kendisine iletilen nice kimse vardır ki [onu ilk] duyandan daha iyi anlar.” Yani (bir söz) kendilerine aktarılanlardan bazıları, sözü duyup sonra onlara aktaranlardan daha iyi anlayabilir ve kavrayabilir demektir.

O halde otorite, söz konusu yasa tasarısı aracılığıyla Müslümanların hareketlerini denetlemeyi ve toplumun derinliklerine nüfuz eden İslam davetini engellemeyi amaçlamaktadır. Dini alanda alınan kararlara gelince; bunlar, üzerimizde hâkimiyet kuran sömürgeci devletlerin ve onların elinde araçlara dönüşmüş uluslararası ve bölgesel örgütlerin baskısı altında alınmaktadır. Dolayısıyla iktidarda olanlar sömürgeci kâfirlerin baskısına boyun eğip bunu yaparlarsa, o zaman fısk işlemiş olurlar. Eğer bu zorlamaya karşı koyup bu tür günahları işlemekten kaçınırlarsa, büyük bir ecir ve sevaba nail olurlar. Müminlere, özellikle de alimlere gelince; bu münkeri işleyenleri yaptıklarından vazgeçirmeleri farzdır.

Nitekim Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanlara sorumluluklarını hatırlatarak şöyle buyurmuştur: وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ، وَلَتَأْطِرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْراً، وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْراً، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، ثُمَّ لَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ “Vallahi; ya marufu emredip münkerden nehyeder ve zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız ya da sizin de kalplerinizi birbirine çarptırır. Sonra da onları lanetlediği gibi sizleri de lanetler.”

Aslında İslam; bireysel ibadetlerimizden başlayarak devlet yönetimi ve siyaset yapma, ekonomiyi nasıl geliştireceğimiz, bütçeyi nasıl dağıtacağımız, cezaları nasıl belirleyeceğimiz, sağlık hizmetlerini nasıl düzenleyeceğimiz, eğitimi doğru şekilde nasıl sunacağımız ve erkek ile kadın arasındaki ilişkiden kaynaklanan tüm toplumsal meselelere varıncaya kadar her şeyi düzenleyen eksiksiz bir dindir. Dolayısıyla İslam'ı devlet işlerinden uzaklaştırmak, Müslümanların bugün yaşadığı zillet ve aşağılanmaya yol açar. İslam’ın devlet düzeyinde uygulanması ise, Raşid Halifeler döneminden Osmanlı Hilafetinin yıkılışına kadar devam eden adil bir düzeni ve güzel bir hayatı garanti eder.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا “Hayır, Rabbine andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiği hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” [Nisa 65]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Akil Bek İshakov

Devamını oku...

Fransa'daki Olaylar: Öğrenci Protestolarından Sistem Krizine!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Fransa'daki Olaylar: Öğrenci Protestolarından Sistem Krizine!

Haber:

Pazartesi günü Fransız çevik kuvvetlerinin Sorbonne Nouvelle Üniversitesi (Paris 3 Üniversitesi) kampüsüne baskın düzenlediğini gösteren görüntüler, Fransa'da geniş çaplı tartışma ve öfke dalgasına yol açtı. Bu güvenlik müdahalesi, lise öğrencilerinin hareketiyle dayanışma amacıyla düzenlenen ve akademik ve yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi kınamak için yapılan barışçıl öğrenci protestolarını dağıtmak için gerçekleştirildi. (El Cezire Net)

Yorum:

Fransa'da yaşanan öğrenci protestoları, öğrenciler ile hükümet arasındaki geçici bir anlaşmazlıktan ibaret değildir; aksine eğitimin geleceği ve sistemin insanların sorunlarını çözme kapasitesiyle ilgili daha derin bir krizi ortaya koymaktadır.

Daha fazla öğretmen, daha iyi sınıflar ve kendilerine yakışır eğitim şartları talep eden öğrenciler, bunun karşılığında Sorbonne Üniversitesi kampüsüne baskın düzenleyen çevik kuvvetlerle karşılaştılar; protestocular arasında meydana gelen ciddi yaralanmalar ise geniş çaplı öfkeye ve ağır yaralanmalara neden olabilecek silahların kullanımının durdurulması yönünde taleplere neden oldu.

Burada şu soru öne çıkmaktadır: Neden mesele bu aşamaya ulaştı?

Öğrenci, taleplerinin bir çözüme kavuşmadığını ve hükümetin sorunun kökünü çözmekten aciz kaldığını hissettiğinde, adaletsizlik duygusu ve güven kaybı doğmaktadır. Güvenlik gücü bir topluluğu ne kadar dağıtırsa dağıtsın veya bir protestoyu ne kadar durdurabilirse durdursun, bir öğretmen sağlayamaz, bir okulu onaramaz ve öğrenciler için bir gelecek inşa edemez.

Kapitalist sistemde sorun, bizzat hükümetten daha derindir; zira bu sorun, eğitim gibi temel sektörleri, insana karşı temel bir sorumluluk olmak yerine, bütçe baskılarına, maliyetlere ve ekonomik önceliklere tabi kılan bir sistemle bağlantılıdır.

İslam’da ise eğitim; ne bir ticaret ne de parası olanların sahip olabileceği bir maldır; aksine devletin gözetmesi gereken maslahatlardan biridir. Dolayısıyla devlet, evlatlarına eğitim sağlamaktan ve toplumu inşa edebilecek ve onun emanetini taşıyabilecek eğitimli bir nesil yetiştirmekten sorumludur.

Bu nedenle İslam hadaratında ilim, devletin ve vakıfların himayesi altında bulunmakta, medreseler, ilim meclisleri ve kütüphaneler yaygınlaşmakta, insanın bedelini ödemekten aciz kaldığı için ilimden mahrum bırakılması bir temel olmamaktadır.

Gerekli olan sadece sokağı sakinleştirmek değildir; aksine sorunun köklerini tedavi etmek ve eğitime, bütçe daraldığında kısıtlanabilecek sıradan bir madde olarak değil, temel bir hak ve devletin sorumluluğu olarak bakmaktır.

Milletler, öğrencilerinin seslerini bastırarak geleceklerini inşa edemezler; aksine insan inşa ederek, onun eğiterek ve onu gözeterek geleceklerini inşa edebilirler. Nitekim İslam anlayışında ise bu gözetim, devletin insanlara bir lütfu değil, aksine hakkında hesap vereceği bir sorumluluk ve emanettir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Aksa Tufanı’nın Üçüncü Yılında

7 Ekim 2023 sabahı… Ümmetin hafızasından asla silinmeyecek o gün… Düşmanın zayıflığını ortaya çıkaran, yenilmez olduğu iddia edilen varlık efsanesini yıkan; Filistin’i, “bu varlıkla karşı karşıya gelmeye gücümüz yetmez” yalanıyla yüzüstü bırakan rejimleri ifşa eden o gün… Az sayıdaki bir mücahit topluluğunun, kurtuluşun mümkün olduğunu ve meseleyi kesin biçimde sonuçlandırmak için eksik olan tek şeyin gücü elinde bulunduranların samimi bir karar vermesi olduğunu ispatladığı o gün…

Ümmet, 7 Ekim 2023 gününün kendisinde izzet, güç ve cihat anlamlarını yeniden dirilttiğini asla unutmayacaktır. Ümmet, sıfır mesafeyi, tankın üzerine çıkanları ve secde hâlinde şehit olanları asla unutmayacaktır. Ümmet Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ashabının zamanlarından esintiler taşıyan o kahramanlık destanlarını asla unutmayacaktır.

Ümmet, düşmanının öldürmeyi iyi bildiğini fakat savaşmayı iyi bilmediğini asla unutmayacaktır. Gerçek savaşın silahtan önce adamlarla yürütüldüğünü, adamlara sahip olanın en güçlü silahlar karşısında dahi eğilmediğini asla unutmayacaktır.

Ümmet, Gazze’nin Yahudi varlığının eliyle ve başta Amerika olmak üzere büyük devletlerin silahlarıyla yok edildiğini asla unutmayacaktır. Müslüman beldelerindeki mevcut rejimlerin, bu varlığa hayat damarları gibi ikmal hatları sağladığını; bu hatların ümmetin bedeninden ve topraklarından geçirilerek varlığı ayakta tuttuğunu da asla unutmayacaktır.

Ümmet, bu rejimlerin Gazze’yi her taraftan kuşattığını; ilacın, suyun ve yiyeceğin Gazze’ye ulaşmasını engellediğini ve böylece Gazze’ye karşı yürütülen ikinci savaşın taraflarından biri hâline geldiğini de asla unutmayacaktır.

Evet, ümmet Gazze’nin dimdik ayakta kaldığını; bütün dünyanın ona karşı savaştığını ve kaderlerini Batı’ya bağlamış, kendi varlıklarını bu varlığın varlığına bağlayan rejimlerin de bu savaşın içinde bizzat yer aldıklarını asla unutmayacaktır.

Ümmet, Gazze’ye yardım etmek ve Filistin’i kurtarmak için orduları harekete geçirmeye çağıran yürüyüşleri, protestoları ve bu protestolarda yükseltilen çağrılarını da asla unutmayacaktır. Ümmet, ümmetin ateşi alevlenir de Yahudi varlığından önce yöneticileri yakar diye bu rejimlerin kimi zaman bu hareketleri çeşitli oyunlarla etkisizleştirmeye, kimi zaman da bastırmaya çalıştığını da asla unutmayacaktır.

Ümmet, bütün dünyanın Gazze için ayağa kalktığını ve dünya kamuoyunun artık yalnızca varlığın çirkinliğini değil, onu ortaya çıkaran ve ona destek veren rejimlerin çirkinliğini de fark etmeye başladığını asla unutmayacaktır. Öyle ki Gazze bütün dünyanın sembolü, dünyanın hâlinin değişmesi için bir çağrı hâline gelmiştir.

Ümmet, yöneticilerin Trump’a icabet ettiklerini ve adeta ellerinde bir “yangın söndürücü” varmış gibi ümmetin, hatta bütün dünyanın ateşini söndürmek amacıyla “Barış Konseyi”ni kurduklarını da asla unutmayacaktır. Yine ümmet, bu varlığın bütün silah ve gücüne rağmen esirlerini kurtarmaktan aciz kaldığını; sonunda Trump liderliğindeki rejimlerin devreye girerek, “savaşı durdurma” hilesiyle suçlu varlığın esirlerini kurtardığını da asla unutmayacaktır. Böylece Yahudi varlığı silahla başaramadığını onlar hileyle başarmıştır. Ardından verdikleri sözleri bozmuşlar, ahitlerinden dönmüşler ve Gazze’yi yeniden düşmanın dişleri arasına terk etmişlerdir; düşman da öldürmeye, aç bırakmaya ve kuşatmaya devam etmektedir. Gazze’yi, adeta Beyaz Saray’ın kapısında kurban edilecek bir adakmış gibi Trump ve Netanyahu’ya teslim etmişlerdir.

Ümmet, tek bir ümmet olmanın üzerindeki tozun silindiğini; zaferinin de bir, savaşının da bir, barışının da bir olduğunu, öfke ve rızasının da tek bir vücudun tepkisi gibi olduğunu da asla unutmayacaktır. Sınırların ve barikatların sömürgecilerin çizdiği köhnemiş izler olduğunu; artık bu izleri ve o sınırları korumak için var olan rejimleri ortadan kaldırma vaktinin geldiğini de asla unutmayacaktır.

Evet Mescid-i Aksa Tufanı Operasyonu’nun üzerinden üç yıl geçmiştir. Gazze on binlerce şehit vermiş, yüz binlerce insan yaralanmıştır. Açlık, susuzluk, soğuk, sıcak, yoksulluk ve mahrumiyet Gazze’nin günlük manzarası haline gelmiştir. Sanki bütün bunlar, Yahudi varlığının imajını sarstığı için verilen bir ceza, bir daha geri gelmeyecek bir heybeti yeniden tesis etme girişimi ve Gazze’nin acısını hissederek yeniden tek ümmet olduğunu hatırlayan ümmetin bu hâlini mezara gömme çabasıdır. Düşmanların istediği işte tam da budur. Ancak hevesleri kursaklarında kalacaktır. Çünkü tren artık asla geriye dönmeyecektir. Süreç geri dönülemez bir aşamaya gelmiştir.

Ümmete düşen ise hafızasını diri tutmak, içindeki cihat azmini hatırlamak, Allah’ın iman edenleri savunduğunu ve bu ümmete yardım edeceğini unutmamaktır. Ümmet, Mescid-i Aksa Tufanı Operasyonu’nu daha büyük bir tufanın kıvılcımına dönüştürmelidir. Bu tufan yalnızca Gazze halkının imdadına yetişmekle, Mescid-i Aksa’yı ve mübarek toprağı kurtarmakla kalmamalıdır. Yalnızca mevcut rejimleri süpürüp ümmeti yeniden tek bir ümmet hâline getirerek onu sanki Ebu Bekir veya Ömer gibi tek bir adamın yönetimi altında birleştirmekle de kalmamalı, bilakis zaferden zafere koşmalıdır. Allah yolunda cihat etmeli, ümmetin hakimiyeti Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği şu sınıra ulaşıncaya kadar ülkeleri fethetmeye devam etmelidir:

إِنَّ اللهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا “Allah, yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır.”

Evet, ümmet harekete geçmeli, ümitsizliğe düşmemeli ve gevşememelidir. Gazze ve halkının imdadına yetişmeli, böylece onlara yardım etmemenin günahını üzerinden atmalıdır. Fatihlerin ve kurtarıcıların namazını özleyen Mescid-i Aksa’yı kurtarmalı, Kudüs’te yeniden Ömer ve Selahaddin’in sesini, Bilal’in ezanını yükseltmeli ve Beytülmakdis’i, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafetin başkenti ilan etmelidir.

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ * إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ * وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ “Andolsun ki elçi olarak gönderdiğimiz kullarımıza geçmişte söz vermiştik: “Onlara mutlaka yardım edilecektir. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.” [Saffat 171-173]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER